İnsan bazen affetmenin büyüklüğünü değil, unutmanın imkânsızlığını öğreniyor.
Yaşadığın her kırgınlık,ruhunda sessiz bir iz bırakıyor.
Kimisi gelip geçiyor, kimisi yıllar sonra bile insanın içine dokunuyor.Fakat olgunluk denilen şey,öfkeyi sırtına alıp ömür boyu taşımamakta gizli.
Kin,insanın önce kendi içini zehirliyor. Nefret ise geceleri karşıdakinden çok insanın kendi ruhunu yoruyor.
Bu yüzden bazı insanlar artık bağırmıyor,tehdit etmiyor,taş atmıyor. Çünkü hayat öğretiyor; en büyük güç,öfkesini kontrol edebilmektir.
Ama bu, yaşananları sineye çekmek anlamına da gelmiyor.
İnsan bazen susar ama unutmaz. Çünkü adalet duygusu vicdanın en eski yarasıdır. Haksızlığa uğrayan bir yüreğin içindeki ödeşme isteği, çoğu zaman kötülükten değil;insanın kendi onurunu koruma arzusundan doğar. Kimse kendini ezdirerek huzur bulamaz.İnsan bazen hakkını arayarak iyileşir.
Buradaki ince çizgi çok değerlidir. Ödeşmek,karanlığa dönüşmeden de mümkündür.
Bir insanın hukuk içinde hakkını araması,kendine yapılanın hesabını medeni yollarla sorması, suskunluğunu vakarla koruması başka şeydir;öfkeyi düşmanlığa çevirmek başka şey…Çünkü kontrolsüz intikam, insanı sonunda benzemem dediği şeye dönüştürür.
Hayatın garip tarafı şudur.
Bazı hesapları mahkemeler kapatır, bazılarını zaman… Bazı insanların cezası yalnız kalmaktır, bazılarınınki vicdanıyla yaşamaktır.
İnsan yaş aldıkça şunu daha iyi anlıyor.Gerçek güç yumrukta değil, iradede saklıdır. Bağırıp çağırmak kolaydır da, hukuk içinde dimdik durabilmek herkesin harcı değildir.
Hayatın ilk zamanlarında insan herkese yetişmeye çalışıyor.Dostluğu da sevgiyi de sadakati de sonsuz sanıyor.Sonra bir gün görüyor ki bazı insanlar senin iyi niyetini merhamet değil,zayıflık sanmış.İşte insanı değiştiren de tam olarak bu oluyor.
Artık herkesi yanında taşımak istemiyorsun. Kendini tüketen ilişkilerden sessizce uzaklaşıyorsun.
Az konuşup çok gözlemliyorsun. Çünkü insanın dili sustukça sezgileri büyüyor.
Bir zamanlar hesap sormak için öfkeye ihtiyaç duyduğunu sanıyorsun.
Oysa gerçek hesaplaşma,dimdik ayakta kalabilmektir.
Seni yıkmak isteyenlerin karşısında hâlâ insan kalabilmek, vicdanını kaybetmemek, kararmamak…
En büyük cevap budur belki de.
İçinde fırtınalar koparken bile sakin görünmeyi öğreniyor insan.
Her savaşa girmenin güç olmadığını,bazı kapıları kapatıp yürüyebilmenin de cesaret istediğini anlıyor.
Çünkü hayat herkese bir gün aynayı tutuyor.
Kim ne yaptıysa, hangi kalbi kırdıysa, hangi ihaneti büyüttüyse,bir gün kendi vicdanının karanlığında onunla baş başa kalıyor.
Ben artık yük taşımıyorum içimde.
Kimseye nefret beslemiyorum. İAma yaşanan hiçbir şeyi de yok saymıyorum.
İyiliği de kötülüğü de hafızama emanet edip yoluma bakıyorum. Çünkü insan bazen affederek,bazen mesafe koyarak, bazen de sadece susarak ödeşiyor.
Şimdi hayatın tam ortasında şunu biliyorum:İnsan en çok kendi vakarını koruyabildiğinde kazanıyor.
Geriye kalan her şey, zamanın önünde yavaş yavaş sessizliğe karışıyor…
Murat İLERİ