Hayat bazen omuzlarımıza öyle çok iş yükler ki, yorgunluğumuzun içinde bile gizli bir şükür saklıdır.
Çünkü insan, yapılacak işi kaldığı sürece geleceğe ait olduğunu hisseder. Asıl korkutucu olan, takvimin boşalması değil,ruhun sessizleşmesidir.
Bir zamanlar yarım bıraktığım hayaller geliyor aklıma. Tozlanan kitaplar gibi bekliyorlar raflarda.Her biri, okunmayı değil, yeniden inanılmayı bekliyor. İnsan bazı sayfaları unutur ama o sayfaların kendisinde bıraktığı izi asla unutmaz.
Sonra düşünüyorum...
Acaba gerçekten hiç sevmiş miydim? Yoksa sevdiğimi sandığım şey, yalnızca alışkanlık mıydı?İnsan bazen bir ağaca yaslanınca, bazen yağmurun toprağa değdiği ilk kokuda, bazen de kanadı kırık bir kuşun sessizliğinde kendini buluyor. Meğer sevgi büyük cümlelerde değil, fark edilmeyen küçük ayrıntılarda filizleniyormuş.
Ruh,kırıldığı yerden değil; anlam bulduğu yerden yeniden yeşerir. Kendini tanımayan insanın dünyayı tanıması da eksik kalır.Çünkü insanın en uzun yolculuğu, kilometrelerle değil, kalbiyle ölçülür.
Bazı insanlar yıllarca yaşar ama hiç dokunmaz hayata.Bazıları ise tek bir akşam güneşinde bütün ömrün anlamını bulur.Mesele nefes almak değildir; hissedebilmektir. Çünkü hissedemeyen bir kalbin attığını yalnızca doktorlar söyleyebilir.
Sevmek, sanıldığı kadar kolay değildir. Bir kapıyı çalmak kadar basit,bir ömür beklemek kadar zordur.İnsan bazen başkasını değil,önce kendi içindeki karanlığı affetmek zorundadır. Affedemeyen bir yürek,sevgiyi de misafir edemez.
Belki de hayat bize yeni başlangıçlar vermiyor.Belki yalnızca yarım bıraktığımız cümleleri tamamlamak için yeniden fırsat sunuyor.Cesaret, sıfırdan başlamak değil,vazgeçtiğin yerden yeniden yürüyebilmektir.
Anladım ki insan,en çok kendine geç kalıyor.Sonra bir gün, bütün telaşların arasında sessizce fark ediyor:Aradığı bütün yollar, aslında kendi kalbine çıkıyormuş.
İşte o gün,hayat yeniden başlıyor.
Murat İLERİ