Şehir genelindeki tüm camilerde bu Cuma hutbesinde, zekât ve fıtır sadakası konuları ele alındı. Hutbede, mal ve mülkün Allah tarafından birer emanet olarak verildiği, bu emanetlerin ihtiyaç sahipleriyle paylaşılmasının ibadet olarak yerine getirilmesi gerektiği vurgulandı.
Zekât: İslam’ın Temel İbadeti
Hutbede, zekâtın İslam’ın beş temel esasından biri olduğu, sadece bir bağış değil, Allah ve Resûl’ün belirlediği bir ibadet olduğu ifade edildi. “Onların mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir pay vardır” ayeti hatırlatılarak, zekâtın fakiri minnet altında bırakmak değil, ona hakkını teslim etmek olduğu belirtildi.
Din görevlileri, zekâtın müminler arasında yardımlaşma, dayanışma, rahmet ve şefkat köprüleri kurduğunu, birlik ve beraberliği güçlendirdiğini vurguladı. Ayrıca, zekâtın kişiyi bencillikten, hasetten ve cimrilikten arındırdığı, mal sevgisini ve dünya hırsını dizginlemesine yardımcı olduğu ifade edildi. Peygamber Efendimiz’in “Zekât, suyun ateşi söndürdüğü gibi hata ve günahları silip yok eder” sözü de hutbede hatırlatıldı.
Fıtır Sadakası: Ramazan Bayramının Paylaşım Ruhu
Hutbede ayrıca fıtır sadakasının önemine değinildi. Ramazan-ı Şerif’i tamamlayıp bayrama ulaşmanın şükrü olarak ihtiyaç sahiplerine fıtır sadakası verilmesi gerektiği vurgulandı. Fıtır sadakasının, bayramı merhamet, muhabbet, neşe ve sevincin toplum geneline yayıldığı özel bir zaman dilimi hâline getirdiği kaydedildi.
Yardımlarda Öncelik Yakın Çevrede
Hutbede, zekât ve fıtır sadakasının öncelikle kişinin akraba ve komşularına yöneltilmesi gerektiği, ardından mazlum ve mağdur coğrafyalardaki kardeşlere ulaştırılması gerektiği belirtildi. Din görevlileri, Ramazan vesilesiyle “fakirin sofrasını şenlendirmek, borçlunun yükünü hafifletmek, yolda kalmışa el uzatmak ve yetim, öksüz, gariplerin yüzünü güldürmek” gibi eylemlerin önemini hatırlattı.
Hutbe, “Namazı kılın, zekâtı verin. Kendiniz için önceden ne hayır yaparsanız Allah katında onu bulursunuz. Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızı eksiksiz görür.” ayeti ile sona erdi.


