Yedi istasyondan oluşan ve ara duraklarda yolcu indirip bindirerek yaklaşık bir saat süren bu seferler, dönemin ulaşım kültürünün en önemli simgeleri arasında yer alıyordu. Karabük veya Ankara istikametine giden ekspres trenlerden farklı bir statüye sahip olan banliyöler, kendine has işleyişi ve renkli personeliyle dikkat çekiyordu.
Eski Demiryolu Düzeninde Güvenlik ve İşleyiş
O dönemdeki tren seferleri günümüzdeki otomatik sistemlerden tamamen uzakta, insan emeği ve sıkı bir disiplinle yürütülüyordu. Ana istasyonlarda hareket memurunun işaretiyle yola çıkan trenler, ara duraklarda kondüktörlerin sorumluluğuna emanet edilirdi. Yolcu iniş binişlerinin tamamlanmasının ardından kondüktörün düdüğüyle makiniste hareket bilgisi verilir, makiniste uyarı işaretinin ardından tren seferine başlardı. Ön lokomotiflerde bir makinist ile bir ateşçi görev yaparken, hemen arkalarında yer alan ambar vagonu ise ağır yüklerin ve posta hizmetlerinin nakliyesinde kullanılırdı.
Trende Görev Dağılımı ve Emektar Personel
Tren teşkilatında her personelin ayrı bir sorumluluğu bulunuyordu. Ambar vagonunda görev yapan ve eski terminolojide "paradör" olarak anılan gardıfrenler, aynı zamanda el frenini çekmekle yükümlü frenci görevini üstleniyordu. Yolcu vagonlarında ise genellikle iki kondüktör karşılıklı olarak bilet kontrolü yapar, biletler özel zımbalar (bilet pensesi) aracılığıyla delinirdi.
Bütün trenin sevk ve idaresinden, yolcuların emniyetine ve yaşanabilecek adli olaylara kadar her türlü sorumluluk ise kıdemli tren şefindeydi. Uzun yıllar süren kondüktörlük deneyiminin ardından bu unvanı kazanan şefler ve diğer tren personeli ağırlıklı olarak Çatalağzı'nda ikamet eder, görevleri yine bu bölgede devralıp devrederdi. Resmî üniformaları ve başlarındaki şapkalarıyla dikkat çeken demiryolu çalışanları, dönemin en saygın meslek grupları arasında yer alıyordu.
Geçmişten Günümüze Değişen Koşullar ve Sosyal Devlet Anlayışı
TCDD’nin Zonguldak'ta 1936 yılından itibaren en güçlü kurumların başında geldiği dönemde, demiryolu çalışanlarının ekonomik ve sosyal imkanları da bugünden oldukça farklıydı. Her biri kalabalık ailelere sahip olan demiryolu emekçileri, tek bir maaşla çocuklarını okutabiliyor ve ev sahibi olabiliyordu.
Bugün trenler raylarda çalışmaya devam etse de, teknolojinin gelişmesiyle birlikte pek çok unvan ve eski meslek grubu tarih oldu. Uzmanlar ve nostaljiye bakan eski tanıklar, geçmişteki bu istihdam ve sosyal devlet politikasının sadece bir ulaşım faaliyeti olmadığını, aynı zamanda yerel ekonomiyi canlı tutan ve Türk aile yapısını destekleyen bilinçli bir devlet akılcılığı barındırdığını vurguluyor.



