AKTARI, özellikle gıda tarafında benimsedikleri yaklaşımı “Müşterinin günahı yok. En iyisini yemeli. Bizim görevimiz en iyi ürünü sunmak” sözleriyle özetledi.
AKTARI, 1982 yılında askerlik sonrası iki kardeşiyle birlikte pazarcılıkla ticarete başladı. “Pazarda sermayenin çoğu emektir” diyen AKTARI, 1994’te Gazi Paşa Caddesi’nde 65 metrekarelik dükkânda marketçiliğe adım attıklarını, 2000’den itibaren mağazayı büyüttüklerini ve 2005’te zincirleşmeye başladıklarını belirtti.
“Krediyle işimiz olmadı, demlene demlene büyüdük”
Büyüme modelini “öz sermaye” olarak tanımlayan AKTARI, kredi ve faiz kullanmadan ilerlediklerini söyleyerek “İstesek daha çok mağaza açarız ama sermaye altyapımızı kurdukça adım atıyoruz” ifadelerini kullandı. Hedeflerinin önce Batı Karadeniz’de mağazalaşmayı güçlendirmek, uzun vadede ise Türkiye geneline açılmak olduğunu dile getirdi.
Baklavada kırılma noktası: “Ya bırakacaktık ya üretecektik”
AKTARI, 2011 yılında marketlerde baklava satışlarının artmasıyla dışarıdan ürün alarak satışa başladıklarını ancak denetime gittiklerinde üretim alanında mısır şurubu tenekeleri gördüklerini anlattı. Bu noktada “Ya bırakırız ya da kendimiz üretiriz” kararı aldıklarını belirten AKTARI, usta ekibiyle birlikte baklavayı ve unlu mamulleri kendi üretimlerine aldıklarını söyledi.
OSB’de tesis: depolar, et işleme ve unlu mamuller üretimi
2018’de Organize Sanayi Bölgesi’nde arazi aldıklarını kaydeden AKTARI, 10 bin metrekare açık alan üzerinde yaklaşık 6 bin metrekare kapalı alana sahip, iki binadan oluşan tesiste üretim yaptıklarını ifade etti. Tesisin bir bölümünde depo ve soğuk hava depoları, diğer bölümünde ofisler, et işleme hatları ve unlu mamuller üretimi bulunduğunu aktardı.
Et ve sucukta iddia: “Koruyucu yok, 3 günde tüketiciye ulaşıyor”
Gıda tarafında kaliteye vurgu yapan AKTARI, satılan etlerin veteriner kontrolünden geçmeden tezgâha girmediğini belirterek “Bir gram et bile kontrolsüz girmez” dedi. Sucuk üretiminde de yüzde 100 dana eti kullandıklarını, koruyucu ve yağ tutucu kullanmadıklarını, ürünün hızlı şekilde tüketiciye ulaştığı için raf bekleme süresinin kısa olduğunu söyledi.
Yerel üreticiyle kayıtlı ticaret modeli
AKTARI, bölgedeki yerel üreticilerle çalıştıklarını; ürünlerin depoda teslim alındığını, piyasa fiyatına göre belirlendiğini ve ödemenin ertesi gün resmi kayıtlarla üreticinin hesabına yatırıldığını anlattı. Ayrıca aile içinde ikinci kuşağın da işin içine girdiğini, yöresel ürünlerin sosyal medya üzerinden Türkiye geneline tanıtılması için çalışma yürüttüklerini ifade etti.
Gençlere mesaj: “Ticaret güvene dayanır”
Konuşmasında genç girişimcilere de seslenen AKTARI, ticaretin temelinin dürüstlük ve çalışma disiplini olduğunu vurgulayarak “Masada plan yapmak kolay, disiplinle uygulamak zor. Dürüst olursan önün açılır” dedi.
Röportajda AKTARI, Zonguldak’a “şehir borcu” olduğunu belirterek yöresel ürünlerin tanıtılması gerektiğini de vurguladı.

