Karadeniz'in hırçın sularına bakarken insan bazen kendini değil,geçen yıllarını seyreder.

Filyos sahilinde oturuyorum...
Karşımda uçsuz bucaksız Karadeniz...
Dalgalar kıyıya vuruyor.
Rüzgâr yüzüme yılların yorgunluğunu taşıyor.
Bir yanımda çocukluğumu ve gençliğimi saklayan Çaycuma...
Arkamda emeğin, alın terinin ve kömürün şehri Zonguldak...
Önümde ise durmaksızın akan zaman...
Bir türkü yükseliyor uzaktan.
Bağlamanın tellerine dokunan her nota,ömrümün başka bir sayfasını açıyor.
Birden düşünüyorum ...
Ölecek miyim ne?...
İnsan belli bir yaştan sonra takvim yapraklarını değil, hatıralarını saymaya başlıyor.
Çocukluğum geliyor aklıma...
Filyos Çayı'nın kıyılarında kurulan hayaller...
Yağmurdan sonra çamura bata çıka oynadığımız sokaklar...
Yoksulluğun içinde bile zengin hissettiğimiz günler...
Sonra gençliğim...
Dünyayı değiştirebileceğime inandığım yıllar...

Dostluklar...

Kavgalar...

Sevdalar...

Yarım kalan hikâyeler...

Ardından hayatın sert yüzü...

Mahkeme koridorları...

Yalnızlıklar...

Kırgınlıklar...

İnsan bazen düşmanından değil, en güvendiklerinden yara alıyormuş.
Bunu yaşayarak öğrendim.
Bir dönem sağlıkla da mücadele ettim.
Kanser gerçeğiyle yüzleşen insanların gözlerine baktım.
Hastane koridorlarında umudun ve çaresizliğin aynı bankta oturduğunu gördüm.
İnsan böyle zamanlarda bedeninin faniliğini, ruhunun ise ne kadar dirençli olabildiğini anlıyor.
Psikoloji buna yaşam muhasebesi diyor.
Yaş ilerledikçe insan geleceğe değil, geride bıraktıklarına bakıyor.
Kazandıklarını değil, kaybettiklerini sayıyor.
Söyleyemediklerini düşünüyor.
Sarılmaya fırsat bulamadığı insanları hatırlıyor.
Felsefe ise başka bir kapı açıyor.
Ölümün varlığı yaşamı anlamlı kılıyor.
Sonlu olduğumuz için seviyoruz.
Sonlu olduğumuz için özlüyoruz.
Sonlu olduğumuz için mücadele ediyoruz.
Belki de ölüm korkusu değil içimizi daraltan...
Tam yaşayamadığımız hayatların hüznüdür.
Karadeniz'e bakıyorum...
Dalgalar yıllardır aynı kıyıya vuruyor.
Biz değişiyoruz.
Saçlarımız beyazlıyor.
Yüzümüzde çizgiler çoğalıyor.
Dostlarımız eksiliyor.
Yıllar omuzlarımıza yük bindiriyor.
Ama deniz değişmiyor.
Sanki kulağıma eğilip şunu söylüyor:
"Yıkılsan da kalkacaksın..."
İşte bütün mesele burada.
Hayat bazen bir mahkeme salonu kadar soğuk...
Bazen bir hastane koridoru kadar sessiz...
Bazen de Filyos sahilinde gün batımı kadar umut dolu...
Ölecek miyim?
Elbette bir gün...
Herkes gibi.
Ama Zonguldak'ın kömür kokan sokaklarından, Çaycuma'nın bereketli topraklarından ve Karadeniz'in asi dalgalarından öğrendiğim bir gerçek var:
İnsan son nefesine kadar mücadele etmeli.
Yorgun düşebilir.
Yaralanabilir.
Yalnız kalabilir.
Ama pes etmemeli.
Çünkü insanı yaşatan yalnızca nefes değildir.
Umuttur.
Direnmektir.
Sevmektir.
Hasrete rağmen yürümeye devam etmektir.
Benim dileğim de budur.
Bir gün ömür perdesi kapanacaksa...
Karadeniz'in rüzgârını içime çekmiş olarak kapansın.
Filyos'un kıyısında dalgaların sesini duyarak kapansın.
Ve geriye şu cümle kalsın:
Hayat beni çok yordu ama diz çöktüremedi.

Murat İLERİ