Bazı insanlar gider, ama evden çıkarken unuttuğu bir eşya gibi kalmaz geride.
Onlar,duvarlara sinen bir koku, gecenin en sessiz yerinde ansızın duyulan bir ses, yıllar sonra bile kalbi yerinden oynatan tek bir isim olurlar.
İnsan,herkesi sevemez.Çünkü gerçek sevgi, kalbin verdiği bir karar değildir; kaderin, ruhun en derin yerine bıraktığı sessiz bir izdir.
O iz silinmez.
Üzeri kapanır, hayat devam eder, insanlar gelir geçer;ama bazı eksiklikler hiçbir zaman tamamlanmaz.
Psikoloji,insanın en çok yarım kalan hikâyeleri taşıdığını söyler.
Felsefe ise, "İnsan neden geçmişe döner?" diye sorar. Cevabı belki de şudur:Geçmişte kalan insanı değil, onun yanında kaybettiği kendini arar.
Ne gariptir...
Bir şehre tek başına gidersin, ama yürüdüğün her sokakta onun adımları vardır.
Bir çay söylersin, ikinci bardak hep boş kalır.Bir şarkı açarsın,sözleri değil,sustuğu yer acıtır seni.
Sonra anlarsın...
Özlemek,birini beklemek değildir. Özlemek,artık hiç gelmeyeceğini bildiğin hâlde kapıyı her ses duyduğunda istemsizce dönüp bakmaktır.
İnsan bazen bütün bir ömrü,tek bir "keşke"nin gölgesinde yaşar.
Söylenemeyen cümleler, tutulamayan eller, yarım kalan vedalar...
İşte insanı yaşlandıran yıllar değil,içine gömdüğü kelimelerdir.
Bir gün herkes gider.
Fakat bazı insanlar öyle güzel sever ki, gittikten sonra bile kalbin onlara yer açmaya devam eder.Çünkü gerçek sevgi, birlikte yaşanan zamanla ölçülmez, ayrıldıktan sonra bile eksilmeyen özlemle ölçülür.
Belki de aşkın en acı tarafı budur.
Kavuşamamak değil...
Bir daha hiçbir bakışta aynı huzuru bulamamaktır.
Bir daha hiçbir şehirde kendini evinde hissedememektir.
En çok da...
Kalbinin bir daha hiçbir ismi,onun adını söylediği kadar güzel söyleyememesidir.
Murat İLERİ