Sendikacılık, yalnızca toplu iş sözleşmesi masasına oturmak değildir. Sendikacılık; emekçinin güvenini kazanmak,o güveni korumak ve gerektiğinde hesap verebilmektir.
Güven sarsıldığında bunu ilk hisseden sahadır,en son kabul eden ise çoğu zaman yönetimler olur.
SendikaData tarafından yayımlanan verilere göre Türkiye Sağlık-İş Sendikası'nın üye sayısı,Ocak 2026'da 39.388 iken Temmuz 2026 itibarıyla 37.631'e gerilemiştir.
Altı ayda 1.757 üyelik bu azalma, yönetimin üzerinde ciddiyetle durması gereken bir gelişmedir.
Bir dönem Sayın Genel Başkan Yardımcısı Doğan Alıç ve duayen hukukçu Kadir Atıcı'nın etkin görev yaptığı yıllarda sendikanın yaklaşık 65 bin üyeye ulaşmıştı.
Bugün gelinen noktada ise tablo,sendikal anlayışın ve yönetim biçiminin yeniden değerlendirilmesi gerektiğine işaret eden bir görünüm sunmaktadır.
Yaklaşan yetki süreci öncesinde özellikle Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi başta olmak üzere bazı işyerlerinde üyelerin sendikadan ayrıldığı yönündeki değerlendirmeler ve tartışmalar, sahadaki rahatsızlığın yönetim tarafından dikkatle ele alınmasını gerektirmektedir.
Bu süreçte üyelerin neden ayrıldığına ilişkin açık ve şeffaf bir değerlendirme yapılması, sendikanın geleceği açısından önem taşımaktadır.
Bir sendika, üyelerini dinlemediği gün küçülmeye başlar. Makamlar korunabilir, tabelalar yerinde kalabilir,fakat güven kaybedildiğinde bunu hiçbir açıklama telafi edemez.
Emekçinin sessizliği,bazen en yüksek itirazdır.
Bugün birçok üye, yönetim anlayışını, saha ile iletişimi ve toplu iş sözleşmesi süreçlerini sorgulamaktadır.
Bu eleştirilerin doğru ya da yanlış olduğuna üyeler karar verecektir. Ancak yönetimin görevi,bu eleştirileri yok saymak değil, dinlemek ve cevap vermektir.
Sayın Toy Hakan, demokratik kurumlarda yöneticilik sadece başarı dönemlerinde alkış almak değildir.
Zor dönemlerde sorumluluk üstlenebilmek de yöneticiliğin ayrılmaz bir parçasıdır.
Ortaya çıkan üye kaybı ve kamuoyunda tartışılan güven erozyonu karşısında, sendikanın geleceğini önceleyen bir yaklaşım sergilemeniz, üyelerin iradesine alan açmanız ve görevinizi bırakmayı değerlendirmeniz sendikal demokrasi açısından saygıyla karşılanacak bir adım olacaktır.
Çünkü sendikalar kişilerle değil, emekçilerin iradesiyle yaşar.
Koltuklar geçicidir; alın teri kalıcıdır.
Bugün konuşan yalnızca eleştiriler değil,rakamlardır. Rakamlar ise tek bir soruyu sormaktadır:
Emekçiler uzaklaşıyorsa, yönetim kendisine dönüp bakacak cesareti gösterecek midir?
Sayın TOY Hakan"a tavsiyem: Sendikanın geleceği açısından bir an önce İstifa edip, emekliliğin keyfini çıkartmasıdır.
Murat İLERİ