​Türkiye 24’üncü Uluslararası Kömür Kongresi kapsamında Dedeman Otel’de düzenlenen "Maden Facialarının Anatomisi (Nedenler, Sektöre Etkileri ve Sosyal Travmalar)" panelinde konuşan İş Hukuku ve Çalışma Ekonomisi Uzmanı Avukat Dr. Murat Özveri, Türkiye’deki iş kazaları ve iş cin*yetlerine ilişkin çarpıcı ve sarsıcı değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye'de yaşanan kayıpları tarihi bir savaşla kıyaslayan Dr. Özveri; yürürlükteki mevzuatın yetersizliğini, cezasızlık kültürünü ve mevcut iktisadi düzenin emeği yıkıma uğratan yapısını sert bir dille eleştirdi.

​Sakarya Meydan Muharebesi Kadar Kayıp Veriyoruz

​Türkiye’deki iş kazası ve ölüm istatistiklerinin boyutuna dikkat çeken Dr. Murat Özveri, beş aylık veriler üzerinden yaptığı bir araştırmanın acı sonuçlarını şu sözlerle aktardı:

Zonguldak’ın Kadın Kaymakamları!
Zonguldak’ın Kadın Kaymakamları!
İçeriği Görüntüle

​"Türkiye'deki iş kazalarında yaşanan ölüm ve yaralanma sayılarını beş ay boyunca inceledim. Gördüm ki Sakarya Meydan Muharebesi’nde verdiğimiz şehit ve yaralı sayısından daha fazla insanımızı iş kazalarında ve facialarda kaybediyoruz. Sakarya'daki şehit sayımızla neredeyse eşit, yaralı sayımızda ise muharebeden çok daha fazla kayıp veriyoruz. Ancak çıkartılan binlerce kanuna ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na rağmen bu acı tablo bir türlü değişmiyor."

​Sorun Adliye Koridorlarında Çözülemez: Hukuk Cezasızlık
Üzerine Kurgulanmış

​İş facialarının adliye koridorlarında ve dava süreçleriyle çözülemeyeceğini vurgulayan Dr. Özveri, yargı ve hukuk sisteminin rıza üretmeye odaklandığını savundu. Soma ve Ermenek facialarını örnek gösteren Özveri, sistemin yüzleşilmesi gereken en temel sorununun cezasızlık olduğunu belirtti:

​"Cezasızlığı bastıran ve failleri cezasız bırakmak üzerine kurgulanmış bir hukuk sistemiyle karşı karşıyayız. İş kazası dediğiniz andan itibaren ölüme hukuki anlamda rıza üretmiş oluyorsunuz. Tıpkı 'fıtrat' söylemiyle rıza üretildiği gibi... Aileler çocuklarının hakkını aramak için adliye önlerinde polisle karşı karşıya geliyor. Eğer buna kaza demekten vazgeçip sorunun adını doğru koymazsak adliye koridorları üzerinden bu sorunu çözmek mümkün olmayacaktır."

​Türkiye’de Emeğin Sömürüsü Değil Yağmalanması Var

​Türkiye’deki çalışma ilişkilerini sermaye birikim süreçleri ve kapitalizmin gelişim evreleri üzerinden analiz eden Dr. Murat Özveri, Türkiye'de kurallı bir sömürü düzeninin dahi olmadığını ifade etti. Meslek yaşamının 41'inci yılında olduğunu belirten Özveri, şu değerlendirmeyi yaptı:
​"Türkiye’de henüz emeğin sömürüsü aşamasına bile geçebilmiş değiliz; yaşanan şey emeğin yağmalanmasıdır. Eğer İş Kanunu'nun asgari standartlarının uygulandığı, iş sağlığı önlemlerinin alındığı bir ortam olsaydı 'işçi sömürülüyor' derdik ve bu durum kapitalizmin doğasına uygun olurdu. Ancak asgari kuralların bile uygulanmadığı, hukukun araçsallaştırıldığı bu ortamda emeğin sömürülmesi değil, doğrudan yağmalanması söz konusudur."

​Eşyayı Adıyla Çağıralım: İş Cin*yeti Değil İşveren Cin*yeti

​Hukuk dilinin ve kullanılan kavramların değişmesi gerektiğini belirten Dr. Murat Özveri, geçmişte kullandığı "iş cin*yeti" kavramına da özeleştiri getirerek daha net bir tanımlama yaptı:
​"Yıllardır 'iş cin*yeti' kavramını tartıştık. Ancak özeleştirimi vererek söylüyorum; teknolojinin ve mevzuatın gerektirdiği tüm önlemleri almakla yükümlü olan özne işverendir. Eğer bir ölüm işverenin almadığı önlemlerden ve özensizliğinden kaynaklanıyorsa bunun adı doğrudan 'işveren cin*yeti'dir. Bu rıza üretimine itiraz etmenin ve düzene karşı durmanın ilk yolu, eşyayı kendi adıyla çağırmaktır."

​İktidarlar Değişse de Sistem Değişmedikçe Sonuç Değişmez
​Mevcut yasal ve siyasal yapının tek başına çözüm üretemeyeceğine dikkat çeken Dr. Murat Özveri, sözlerini şöyle tamamladı:

​"80 yıldır aynı rutinleri yaşıyoruz. İstediğiniz kadar İş Kanunu veya İş Sağlığı Kanunu çıkarın, iktidarları değiştirip yerine sosyal demokrat iktidarlar getirin; bu ilkel birikim modeline ve rıza üretimine esaslı bir şekilde itiraz edilmediği sürece hiçbir şey değişmeyecektir. Ben bir sosyalist olarak diyorum ki; ahir ömrümde ülkemde emeğin yağmalandığı değil, kuralları olan örgütlü bir sömürü düzenine (çağdaş kapitalizme) geçildiğini görsem ona bile razıyım. Yeter ki insanımızın canı ve emeği bu şekilde yağmalanmasın."

Muhabir: İ. K.