Empati; kendini bir başkasının yerine koyarak onun penceresinden bakmaktır, bu gün biz de bir empati yapalım.
2013 yılında Şırnak Sanayi Odası Başkanının davetlisi olarak bu kente gitmiştik ben Ardahanlıyım ama o güne kadar Güneydoğuyu bilmiyordum. Bizi Mardin Havaalanında bir ekip karşıladı, özel araçlarla Şırnak’a hareket ettik.
Şırnak’ta bizi çok güzel karşıladılar öyle ki Başkan Osman Geliş otelde yer ayırtmamış kendi evinde misafir etti, ertesi günü bölgedeki maden ocaklarına bir tur düzenlediler, maden ocaklarını gezerken bir köyün yanından geçtik, köy duvarları simsiyahtı nedenini ekipte bulunan garnizon komutanına sorduk PKK ya yardım ve yataklık eden bir köy olduğundan boşaltmak zorunda kaldık dedi, bende yanmış evin bahçesinde toprağı eşeleyen yaşlı bir kadının yanına giderek biraz konuşayım dedim, nitekim konuştum da, yaşlı teyzeye “bu köyde ne oldu ?”diye sorduğumda teyze: “esker yaktı köyümüzü” dedi, demek ki askerin köyü boşaltmak amacıyla yaktığı kesindi ama biz hala empati yapamıyorduk , hatta en doğrusu budur diye düşünmeye başlamıştık ki Osman Geliş artık dayanamadı ve patladı:
“Şimdi size bir soru soracağım “ diye söze başladı ama belli ki muhatabı biz değil komutandı, “Ya kardeşim biz bu vatanın evladı değil miyiz, göreve yeni başlayan Vali, Kaymakam, komutanların ilk yeri burası oluyor, gelen yetkililer halkla bütünleşemeden tepeden otorite kurmaya başlıyor, ne halimizi soran var ne de bizden anlayan bir devlet yetkilisi bu güne kadar bu kente gelmedi, gelelim köyün yakılmasına; Siz bu köyün sakini olsanız gecenin bir saatinde PKK kapınız çalsa ve sizden bazı istekleri olsa ne yaparsınız?” hepimiz sustuk çünkü verecek cevabımız yoktu, Osman Geliş devam etti: “ Gecenin bir saatinde çaresiz kalan köylü canını kurtarmak için gelenlere ekmek de verdi , yatak da serdi, bu durumu tespit eden komutanlar da köyün boşaltılmasını istedi, köylü evini terk etmeyince de ?”
Böyle bir olay oldu mu, olmadı mı bilemeyiz isim vererek olayı aktarıyorum onlara sorulabilir.
Ertesi akşam başkan bizi bir mağarada ağırladı, mağara dedikse her konforu vardı ve masamızda bir kuş sütü eksikti, ben biraz tedirgin oldum ve başkana dedim ki: “Başkan şimdi bizi burada PKK basarsa ne yapacağız?” Başkan “biz varken o dediğin olmaz” diyerek yanıtladı.
Şırnak’ta gördüğüm en çarpıcı görüntü ise köyleri boşaltılan köylülerin kentte oluşturduğu yoksulluk ve bir avuç zenginlerin yan yana ve iç içe yaşadığıydı.
Bir düğüne denk geldik abartmıyorum kocaman bir alanda uzunca bir halay tutuldu ve bir süre sonra silahlar patladığında kendimizi savaş alanının ortasında bulduk, ve yine abartmıyorum kaleşnikofsuz sadece bizler vardık o mekanda…
En son dönüş hazılığına başladık ve dönüş yolunda bir boğazı geçtikten sonra -sanırım Karsik Boğazıydı-aracı süren şoför boğazı geçtikten sonra derin bir nefes alarak: “hadi geçmiş olsun” dediğinde şaşırmıştık, şoförümüz açıkladı: “bu boğaz PKK nın kontrolsüz olarak baskın yaptığı bir yerdir “bu nedenle geçmiş olsun dedim diyerek nasıl bir tehlikelerle burun buruna geldiğimizi o an anladık ve o anda biraz olsun empati yapmaya başladık. Kimse; o bölgeye gitmeden, o bölge insanı ile konuşmadan, dokunmadan kısacası empati yapmadan çözüm üretmeye kalkmasın derim.