Jeoloji Mühendisleri Odası Zonguldak İli Temsilcisi Jeoloji Yüksek Mühendisi Ali Baltaş, sosyal medya hesabından, “Yeşil Dönüşümle Veya Sıfır Atıkla Kalkınmak Mümkün Mü?” başlıklı dikkat çekici paylaşımda bulundu.
Gazeteci Orhan Akyüz’ün haberine göre, Baltaş, sosyal medya hesabından şu ifadeleri kullandı:
“Filyos deltasına yapılan sanayi yatırımlarla doğal hayatın giderek yok edildiğinin veya Çatalağzı’nda yapılan santral yatırımlarıyla hava kirliliğinin arttığının değerlendirildiği bu günlerde Zonguldak basınında yer alan habere göre Batı Karadeniz Çevre Gönüllüleri Platformu tarafından 17 Ekim tarihinde Zonguldak TMMOB Maden Mühendisleri Odası Lokalinde ‘Zonguldak İklim Zirvesi’ düzenleyecek ve “ortak akılla Zonguldak’ı Türkiye'nin adil dönüşüm ve yeşil sanayi başkenti yapma” hedefi tartışılacakmış.
‘Dünyamızın Sınırlı Olanakları…’
Her ne kadar dünya genelinde giderek derin kotlardan daha fazla ve gelişen teknolojiler kullanarak verimli üretim yapsak da denizlerden daha fazla yararlanmaya çalışsak da hızlı nüfus artışı ve kapitalist düzenin dayattığı tüketim alışkanlıkları karşısında dünyamızın sınırlı olanakları giderek yetersiz kalmaktadır.
‘Kalkınmak, Gelişmek…’
Kalkınmak, gelişmek vb. değerler insanların daha rahat yaşamak adına oluşturdukları ve geliştirdikleri kavramlardır. Bu değerler de maalesef günümüzde daha fazla özellik taşıyan yeni ürünleri kullanmak olarak algılanmaktadır. Yani insanlar hem sık sık değiştirerek son model arabalara binmek, yeni çıkan telefonları kullanmak, yeni yapılmış binalarda oturmak vb.; hem de hiç bozulmamış doğada yaşamak, içinde balıkların yüzdüğü tertemiz derelerin kenarında kuş sesleri altında yürümek veya elektriğim, internetim hiç kesilmesin dileğini aynı anda yaşamak istemektedirler.
‘Dünyada Geçerli…’
Dünyada geçerli olan fizik ve ekoloji yasaları gereği, insanlığın yaptığı her türlü üretim, inşa faaliyeti veya teknoloji kullanımı doğada mutlaka bir iz bırakmaktadır. Buna kullanımları sırasında doğaya zarar vermedikleri için temiz teknolojiler olarak bilinen rüzgâr panelleri, güneş enerjisi sistemleri veya elektrikli araçlar vb. de dahildir. Çünkü bu araçların üretilmeleri ve tedarik edilmeleri aşamalarında doğaya zarar verilmektedirler. Sonuçta, doğaya ‘sıfır’ zarar vererek veya tamamen yeşil dönüşüm yatırımlarıyla kalkınmak ve gelişmek teorik olarak mümkün değildir. Başka bir ifadeyle insanlık doğaya iz bırakmadan yaşamını sürdürüyor olsaydı bugün hala avcı, toplayıcı toplum aşamasında yaşıyor olurduk.
‘Ülkelerinin Kirlenmesini…’
Ülkelerinin kirlenmesini istemeyen ekonomi, sanayi ve teknolojide gelişmiş ülkelerde aynı zamanda çevre bilinci de çok gelişmiş olduğundan, üretimlerini giderek çevreyi daha az kirleten ve daha yüksek teknoloji gerektiren sektörlere yönelmektedirler. Çünkü söz konusu ülkelerin, aynı ham maddeler kendi ülkelerinde bol miktarda olsa bile, az gelişmiş veya gelişememiş ülkelerden (aslında onlardan elde ettikleri gelirlerle) satın almaları çok daha kolay ve düşük maliyetlidir. Bunun sonucu olarak da kirli teknolojilerle üretim yapmak, gelişmiş ülkelerin çok uluslu şirketlerinin yaptıkları yatırımlar ve yerli işbirlikçilerin de katkı ve teşvikleriyle giderek gelişememiş veya az gelişmiş ülkelere kaymaktadır.
‘Tuzu Kurumuş…’
Duruma gelişememiş veya az gelişmiş ülkeler açısından bakacak olursak da ülke ekonomileri için kaynak yaratmak, işsizliği azalmak, dışarıya döviz ödememek vb. nedenlerle doğalarını kirletme pahasına kirli teknolojiler kullanarak madencilik ve enerji üretmek de dahil olmak üzere üretim yapmak zorundadırlar. Bu zorunluluğa rağmen tuzu kuru gelişmiş ülkelerin, çevreyi kirlettikleri gerekçesiyle az gelişmiş veya gelişememiş ülkelerin kirli teknolojilerle ürettiklerini değerlendikleri ürünlerini satın almamakla tehdit etmeleri, karbon salınımlarına sınır getirmeleri, söz konusu ülkelerin temiz teknolojileri vermek ve kullandırmak yerine o ülkelerin ekonomilerine zarar verecek şekilde yasaklanması amacıyla kamuoyu oluşturmaları, bu amaçları gerçekleştirmek için maddi ve manevi çaba sarfetmeleri de iki yüzlülüktür. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ikilemi aslında, kalkınmak için bütün ülke kaynaklarını seferber ederek kirli temiz fark etmez üretim yapmakla; kendi geliştiremedikleri temiz teknoloji dışarıdan alarak gelişmiş ülkelere ekonomik ve siyasi bağımlılıklarını sürdürmek arasında sıkışmış olmalarıdır.
‘Bu Dünyada Birlikte…’
Eğer aklını kullanan varlıklar olarak bu dünyada birlikte yaşıyorsak ve dünyamızın kirlendiğine hep beraber tanıklık ediyorsak, nimetine de külfetine de beraber katlanmak zorundayız, çünkü hava ve çevre kirliliği ülke sınırlarını tanımadan yayılıyor. Bunu bilmelerine rağmen gelişmiş ülkelerin kendi ülkeleri dışındaki ülkelerde temiz çevre oluşturulması konusunda samimi olmadıkları; az gelişmiş veya gelişememiş ülkelerde yaşayan insanların da geçim derdinde oldukları için temiz çevrede yaşama bilincinin yeterince farkında olmadıkları da bir gerçektir.
‘Sürdürülebilir…’
Sonuçta, hem temiz doğaya sahip olma ve hem de kalkınma ikilemi arasında sıkışan insanoğlu bu soruna hangi çözümleri üretmelidir? Bence asıl sorulması ve yanıtlanması gereken soru budur. Bu sorun ancak tüm insanlık için kolaylıkla kabul edilebilir, gerçekçi ve ulaşılabilir hedef koyarak, hedefe ulaşmak için birlikte çaba sarfederek ve sürdürülebilir uygulamaları hayata geçirerek mümkündür. Bunun için de doğayı tüketerek büyüyen al-kullan-at ekonomisi yerine olabildiğince doğaya zarar vermeden dönüşebilen maddelerle üretim yapmak, üretilen maddeleri sık sık değiştirmek yerine ekonomik ömrünü tamamlayıncaya kadar verimli kullanmak, kullanım dışı kalanları doğaya atmak yerine yeni ürünlerin üretiminde değerlendirmek vb. çözümleri geliştirmek ve uygulamak gerekir. Ancak bu durumda dünyamıza verilen zararı sıfıra indiremesek bile doğanın kendini yenileme hızına yakın veya altında tutarak sürdürülebilir bir kalkınmayı sağlayabiliriz”



