Çocuktum babam gurbetteydi, dedem rahmetli olunca gurbetten geldi, gelirken dedem için bir baston bizler içinde renkli kareli kazaklar getirmişti, baston sahibine yetişmedi ve babam babasına içten içe ağlarken bizler kazaklar için içten içe seviniyorduk. İşte Zonguldak denen şehir benim için böyle bir buruk sevinçle başladı.

O tarihlerde Ardahan-Posof ilçesinin tüm köylerinden Zonguldak’ta mutlaka birden çok çalışan vardı, bir o kadarda çalışmak için yollara dökülenler vardı ve hiç birisi hüsrana uğramadı, bu kente gelen herkes işe girdi ve Türkiye’nin Almanya’sı kabul edilen bu kentten geleceğini kazandı.

Yıllar sonra ben bu kentte işe başladım ve tabi ki madenler denen ekmek teknesi benimde kaderim oldu, pişman mıyım? Asla!

Rahmetli babam ben çalışırken ziyaretime geldi ve Karadon 1. Nolu kuyuyu merak etti, tesadüf bende o kuyuda çalışıyordum, bir gece babamı çalıştığım vardiyada Karadon’ a götürdüm, tanıyamadı tabi hem gece, hem çok şey değişmişti. Ben işleri bitirip büroma gittiğimde babamı ağlar buldum ve çok şaşırdım, babamda hem ağlamak, hem buruk bir mutluluk içinde görünce ve benim şaşırdığımı görünce kendisi açıklama gereği duydu: “Şaşıracak bir şey yok oğlum, ben bu kuyuya ilk kazma vuranlardanım, bu kuyuda çalışırken epeyce derinde çalışıyorduk bir gece sepetin halatı koptu ve üzerimize düştü ama kimsenin burnu kanamdı, o gün hepimiz ölümden döndük ve bizi ödül olarak 10 günlüğüne memleketimize gönderdiler…” Sonra bir noktaya uzun uzun bakarak: “ Kim derdi ki bir gün benim oğlum benim çalışıp ölümden döndüğüm kuyuda çalışacak, ben bunun için biraz duygulandım!”

Bir not daha: O tarihler ve öncesinde bu kent gerçekten Türkiye’nin Almanya’sıydı hatta Avrupa’dan işini bırakıp Zonguldak’ta çalışmak için gelenler bile oluyordu, yine o tarihler ve öncesinde bu kent ülkenin ekonomi lokomotifine ek olarak siyasi ve ticari alanda önemli bir yerdeydi… Uzatmayalım.

Şimdi gelinen noktada bu kent ve kömür sektöründe dünya genelinde oluşan radikal değişim sonucu her şey alt üst oldu ve olmaya devam ediyor. Bir kere şunu kabul edelim: artan malzeme ve işçilik maliyetleri, artmayan kömür fiyatları ve ithal ucuz kömür fiyat baskısı nedeniyle Taşkömürü çok yönlü baskı altında bu baskıya dayanacak durumu kalmadı. Üst kotlarda biten rezervler ve artan derin kömür madenciliği riskini de koyduk mu resim tamamlanmış oluyor.

Peki çözüm var mı?

Hala var ama delikanlı ve vatansever siyasetçi istiyor. Her şey bitmiş değil, hala bu kentin derin toprakları altında bir milyardan fazla bir rezerv var ve bu ülkenin hala bu kömüre ihtiyacı var.

Ben gerek rahmetli babamın hatırı ve gerekse yediğim ekmeğin hatırına aklımın erdiğince çözüm önerilerimi defalarca dile getirdim, benim elimden bu geliyor, etkili ve yetkili konumda da değilim ama bu kenti burada doğdum diyenlerden daha çok sevdiğimi de çekinmeden söylerim ve burada haykırıyorum: “ZONGULDAK KAMUOYU BİR DEVİR KAPANMASIN!”