Hayat kimseyi pamuklara sarmıyor. İnsanı bazen yokluğun ortasına bırakıyor,bazen ayazın en sessiz yerinde sınava çekiyor.

Yokuşu da gösteriyor,inişi de.
Dibe değmeden yukarının ne demek olduğunu kimse tam anlayamıyor.
Asıl mesele yaşananlar değil.
Yaşananların insanın içini nasıl şekillendirdiği.
Koşullar değişince yönü değişen çok, imkân bulunca sesini sertleştiren bol.
İnsan bazen en ağır yenilgiyi başkasına değil,kendine karşı alıyor.
Bozulmamak zor iştir.Hele kalp işin içindeyse...
Aşk insanı çoğaltır da eksiltir de.
Özlem,içte sessizce büyüyen bir yangın gibidir.
Bazıları o ateşi başkasını yakmak için kullanır,bazıları ise içine gömer, vakur kalır.
Ne ise o kalabilenler vardır.
Sevdiğinde de adam gibi seven,uzak kaldığında da incitmeyenler.
Aşkı bir gösteriye çevirmeyen,özlemi bir sitem diline dökmeyenler.
Yokluğa saygı duyan, varlığı hoyratça tüketmeyen insanlardır bunlar.
Duruşları konuşur onların, sözlerden önce.
Ses yükseltmeden iz bırakırlar.
Vefa,kişiliklerinin omurgasıdır.
Merhamet, yüreklerinde taşıdıkları sessiz bir emanettir.
Nezaket,sonradan öğrenilmiş bir davranış değil, ruhlarının doğal hâlidir.
Böyle insanlar azdır.
Az oldukları için kıymetlidirler.
Yanlarında insan biraz durur,biraz düşünür.
Aşkın aceleye gelmeyeceğini, özlemin de her şeyi kirletmek zorunda olmadığını hatırlar.
İhtiyacımız olan tam da budur.
Havaya ne kadar muhtaçsak,suya ne kadar bağlıysak,bu insanlara da o kadar mecburuz.
Çünkü dünya bozulmayı iyi biliyor.
İnsanı ayakta tutan şey,aşka rağmen temiz kalabilenlerin hâlâ var olmasıdır.

Murat İLERİ