Toy Hakan, Yıllardır aynı kürsülerdesin.

Yıllardır aynı salonlarda emekten, adaletten,kadın haklarından ve sendikal mücadeleden söz ediyorsun.
Fakat artık üyeler sloganları değil, sonuçları değerlendiriyor.
Çünkü sahadaki gerçeklerle kürsülerden anlatılan masallar birbirini tutmuyor.
Madem kadın emeği senin için bu kadar kıymetli,o halde üyelerin aklındaki şu soruya cevap ver:
Sayın Nilgün Fidan yıllarca bu sendika için mücadele etmedi mi?
Ankara Şubesi için emek vermedi mi?
Sorumluluk almadı mı?
O halde soruyorum:
Yozgat'ın gülü vardı da Ankara'nın, Hacettepe'nin, Gazi'nin ve yıllarca bu sendikanın yükünü omuzlayan insanların gülü yok muydu?
Nilgün Fidan'ın emeğini değersiz kılan neydi?
Bu soruların cevabını üyeler hak etmiyor mu?
Gelelim vefa meselesine...
Bu sendikanın tarihinde iz bırakmış isimler vardır.
Kadir Atıcı bunlardan biridir.
Doğan Alıç bunlardan biridir.
Bu insanlar yıllarca emek verdi.
Bu sendikanın büyümesi için mücadele etti.
Özellikle Kadir Atıcı'nın hukuk alanında verdiği mücadele, işçi hakları konusunda ortaya koyduğu emek bugün hâlâ üyelerin hafızasındadır.
Şimdi üyeler soruyor:
Nerede Kadir Atıcı?
Nerede Doğan Alıç?
Nerede Nilgün Fidan?
Dün omuz omuza yürüdüğünüz insanlar bugün neden bu yapının dışında?
Bu soruların cevabı neden verilmiyor?
Gelelim sendikanın sahadaki tablosuna...
Hacettepe Üniversitesi'nde yetki neden kaybedildi?
Gazi Üniversitesi'nde yetki neden kaybedildi?
Bu süreçlerde hangi hatalar yapıldı?
Bu kayıpların sorumluluğu kimde?
Yıllarca sendikanın kalesi olarak gösterilen yerlerde yaşanan gerilemenin hesabını kim verecek?
Gelelim Zonguldak'a...
Zonguldak Şubesi neden amatör şube konumuna düştü?
Yıllarca emek verilerek büyütülen bir teşkilat nasıl bu noktaya geldi?
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi'nde üyeler neden kaygılı?
Yetki konusunda neden endişeler yaşanıyor?
Üye sayılarıyla ilgili dile getirilen eleştirilerin sebebi nedir?
Düzce'de ne oldu?
Bolu'da ne oldu?
Çünkü emekçi sınıfı artık afişlere değil, sonuçlara bakıyor.
Çünkü sağlık ve sosyal hizmet emekçileri artık sloganlara değil, rakamlara bakıyor.
Çünkü emek sınıfı artık alkışlara değil, sahadaki gerçeklere bakıyor.
Bir başka soruya da cevap ver Toy Hakan.
Hakkında konuşulan rakamlar doğru mu?
Aylık gelirinin 500 bin liraya yaklaştığı iddiaları doğru mu, değil mi?
Doğru değilse açıkla...
Yanlışsa rakamları paylaş.
Bu tartışmaları bitir.
Çünkü aidatı ödeyen üyeler bunu sormak hakkına sahiptir.
Bir başka soru daha...
Konya'daki evinle ilgili yıllardır konuşulan iddialara neden açık bir cevap vermiyorsun?
Sana o evi, duayen Hukukçu Kadir Atıcı almış olabilir mi?
Madem her şey açık ve şeffaf,çık ve açıkla.Ama sallamadan!...
Çünkü sessizlik soruları azaltmıyor.
Büyütüyor...
Bugün birçok üye eleştirilere kulak verilmediğini düşünüyor.
Birçok üye farklı düşünen insanların dışlandığını düşünüyor.
Birçok üye sendikanın enerjisinin örgütlenmeye değil, iç hesaplaşmalara harcandığını düşünüyor.
İşte mesele tam da budur.
Sendikacılık sadece kürsülerden konuşmak değildir.
Sendikacılık işçinin güvenini büyütebilmektir.
Sendikacılık zor soruların karşısına çıkabilmektir.
Sendikacılık eleştiriden kaçmak değil,eleştirinin hesabını verebilmektir.
Üyeler artık yeni sloganlar istemiyor.
Yeni afişler istemiyor.
Yeni fotoğraflar istemiyor.
Üyeler sonuç istiyor.
Üyeler açıklama istiyor.
Üyeler hesap istiyor.
Çünkü sendikalar yöneticilerin değil, emekçilerin evidir.
Koltuklar geçicidir.
Makamlar geçicidir.
Fakat işçinin hafızası kalıcıdır.
Bugün sorular ortadadır.
Kaçmak kolaydır.
Zor olan cevap vermektir.
Üyeler bekliyor.
Şimdi konuşma sırası sende.
Dedim ya, sallamadan...
En azından Isparta'nın Gülü solmasın diye!...