Küçükken, hayvanlarla konuşabilmeyi hayal ederdim.

Bir serçenin gökyüzünü nasıl anlattığını,bir kurdun yalnızlığı hangi sesle tarif ettiğini,bir atın yorgunluğunu hangi kelimeye sığdırdığını merak ederdim.

Çocuk aklımla, dünyanın en büyük sırrının onların dili olduğuna inanırdım.

Yıllar geçti.

Büyüdüm.

Meğer asıl mesele, hayvanlarla konuşabilmek değilmiş.

İnsanlarla konuşabilmekmiş.

Aynı dili konuştuğumuz hâlde birbirimizi anlayamadığımız bir çağın içine doğmuşuz. Kelimeler çoğaldıkça anlam eksilmiş.
Cümleler uzadıkça vicdan kısalmış. Kalabalıklar büyüdükçe yalnızlık derinleşmiş.

Şehirler yükselirken insan küçülmüş.

Bir zamanlar komşusunun kapısını çalmadan sofraya oturmayan insanlar vardı.

Şimdi aynı apartmanda yaşayanlar, birbirlerinin cenazesini asansördeki ilandan öğreniyor.

Teknoloji mesafeleri ortadan kaldırdı ama kalpler arasındaki uçurumu daha da büyüttü.

Ne tuhaf...

Bir köpek, kendisine uzanan iyi niyetli bir eli asla unutmuyor.

Bir at,sahibinin sesini yıllar sonra bile tanıyor.

Göç eden kuşlar bile yollarını şaşırmıyor.

Ama insan...

Bazen kendi vicdanının yolunu bulamıyor.

Medeniyet, yalnızca köprüler yapmak değildir. Asıl medeniyet, insanlar arasında görünmeyen köprüleri yıkmamaktır.
Bir toplumun gerçek zenginliği, kasasındaki parayla değil; merhametindeki bereketle ölçülür.

Çünkü merhametin çekildiği yere önce korku yerleşir. Ardından öfke gelir. Sonra güvensizlik... En sonunda ise herkes birbirine yabancı olur.Aynı sokakta yürüyen insanlar, aynı gökyüzünün altında birbirinden habersiz yaşamaya başlar.

Belki de çağımızın en büyük yalnızlığı budur.

Kimse kimseyi gerçekten dinlemiyor.

Herkes konuşuyor.

Kimse duymuyor.

İnsan,doğaya hükmettiğini sandığı günden beri kendi içindeki karanlığı büyütüyor.Oysa bir ağacı kesmek kolaydır; gölgesini büyütmek yıllar ister.Bir kalbi kırmak bir cümle sürer,yeniden onarmak bazen bir ömre sığmaz.

Çocukken hayvanlarla konuşmak isterdim.

Bugün ise insanın yeniden insan olabildiği bir dünyanın hayalini kuruyorum.

Çünkü yeryüzünün en büyük meselesi konuşamayan canlılar değil, vicdanı susturulmuş insanlardır.

Bu yüzden bu satırlar bir insanı anlatmıyor.

Bir toplumu anlatıyor.

Bir çağı anlatıyor.

Belki de hepimizi...

Onun için bu, bir insan hikâyesi değil,insan kalabilmenin, unutulmuş vicdanın ve kaybolan merhametin hikâyesidir.

Murat İLERİ