Bir toplum bir günde çökmez. Önce kelimelerin anlamı değiştirilir. Sonra utanma duygusu alaya alınır. Ardından edep, ahlak ve mahremiyet "eski moda" ilan edilir. En sonunda ise insan, kendi değerlerinden uzaklaştığını fark edemez hâle gelir.
Bugün kadın çıplaklığı üzerine konuşurken aslında yalnızca bir kıyafeti ya da bir bedeni konuşmuyoruz. Konuştuğumuz şey, insanın nasıl bir tüketim nesnesine dönüştürüldüğüdür.
Sosyal medya, insanın kendisini ifade ettiği bir mecra olmaktan çıkıp, çoğu zaman görünür olmanın her şeyden önemli sayıldığı dev bir vitrine dönüştü. Beğeni uğruna mahremiyet satılıyor,takipçi uğruna haysiyet örseleniyor. Daha acısı, kimi zaman insanlar eşlerini, kızlarını ya da çocuklarını milyonların önünde sergileyerek bundan gelir elde etmeyi başarı hikâyesi gibi anlatabiliyor. Alkışlar yükselirken kaybedilen şeyin para değil, mahremiyet olduğu ise çoğu zaman unutuluyor.
Dışarıya baktığımızda göz kamaştıran bir medeniyet değil, dikkat çekme yarışının bitmek bilmediği bir kalabalık görüyoruz.
İnsan, şahsiyetiyle değil görüntüsüyle konuşuluyor. Değerler geri çekiliyor, vitrinler büyüyor. Gözler doyuyor ama gönüller boşalıyor.
Ahlaki erozyon işte böyle başlıyor. Bir anda değil, alıştıra alıştıra...
Önce yanlış normalleşiyor. Sonra normal olan küçümseniyor. Ardından itiraz edenler susturuluyor. En sonunda toplum, kaybettiği değerlerin yasını bile tutamaz hâle geliyor.
Edep,insanı küçülten bir pranga değildir,insanı yücelten bir asalettir. Mahremiyet korku değildir, kişinin kendisine ve karşısındakine duyduğu saygıdır. Ahlak ise baskının değil,vicdanın dilidir.
Bugün "özgürlük" adına pazarlanan birçok şeyin arkasında devasa bir ekonomi vardır. Reklam sektörü, dijital platformlar, moda endüstrisi ve tüketim kültürü, insanın en zayıf taraflarını sürekli kışkırtıyor.Çünkü dikkat para eder, arzu para eder, teşhir para eder. Fakat para kazanan sistem olurken,kaybeden çoğu zaman insanın ruhudur.
Asıl tehlike, kötülüğün varlığı değil,kötülüğün sıradanlaşmasıdır. İnsan yanlışa her gün biraz daha alıştığında, vicdan sessizleşir. Vicdan sustuğunda ise toplum sadece binalarını değil, karakterini de kaybetmeye başlar.
Medeniyet; daha çok soyunmakta, daha çok görünmekte ya da daha çok tüketmekte değildir. Medeniyet, insanın onurunu koruyabilmesidir. Kadını da erkeği de yalnızca bedeniyle değerlendiren anlayış, hangi sloganı kullanırsa kullansın insanı küçültmektedir.
Bugün yeniden edebi, ahlakı, merhameti ve mahremiyeti konuşmaya mecburuz. Çünkü güçlü toplumlar yalnızca ekonomik kalkınmayla değil, sağlam bir vicdanla ayakta kalır.
Vicdanını kaybeden bir toplumun zenginliği de şöhreti de teknolojisi de onu gerçek anlamda kurtaramaz.
İnsan, bedeninden önce ruhudur. Değeri de alkışlarda değil, karakterindedir. Gün gelir ekranlar kararır, modalar değişir, beğeniler unutulur. Geriye yalnızca nasıl bir insan olduğumuz kalır. İşte gerçek medeniyet de o gün belli olur.