Bir şehirde bir şeyleri değiştirmeye kalktığınızda herkesin sizi alkışlamasını bekleyemezsiniz.
Çünkü değişim, güzel olanı beraberinde getirse bile insanı önce rahatsız eder.
Yeni bir yol açıldığında önce toz çıkar, gürültü olur, trafik aksar. İnsanlar şikâyet eder. Ama yol tamamlandığında herkes o rahatlığı kullanır.
Ev taşırken bütün düzen bozulur; eşyalar kutulara girer, odalar dağılır. Fakat o karmaşanın sonunda yeni bir düzen kurulur.
Bir dişi tedavi ettirmek bile önce can yakar. O acıdan kaçarsanız sorun daha da büyür.
Toprağa tohum ekerken bile önce toprağı yararsınız. Dışarıdan bakan, toprağı bozduğunuzu sanabilir. Oysa orada yeni bir hayatın temelini atıyorsunuzdur.
**Değişim de böyledir. Bazen önce düzeni bozar, sonra değerini gösterir.**
Şehirler de farklı değildir.
Bir meydana dokunursunuz; biri beğenir, biri eleştirir.
Bir etkinlik yaparsınız; biri “çok güzel olmuş” der, diğeri “bunun sırası mıydı?” diye sorar.
Bir yeri değiştirirsiniz; biri yenilik görür, diğeri alıştığı düzenin bozulduğunu düşünür.
Bunların hepsi konuşulabilir.
Eleştiri de gereklidir.
Ama burada önemli bir çizgi vardır:
**Eleştirmek başka şeydir, yapılan her şeyi değersizleştirmek başka şeydir.**
Bugün Devrek’te Belediye Başkanı Özcan Ulupınar’ın eşi Özlem Gürbüz Ulupınar’ın sosyal, kültürel, estetik ve yerel üretime yönelik birçok çalışmanın içerisinde olduğunu görüyoruz.
Dev Bazaar gibi oluşumlarla yerel üretimi ve kadınların emeğini görünür hale getirmeye çalışıyor, etkinliklerle ilgileniyor, mimariye ve şehir estetiğine dokunmaya gayret ediyor.
Yaptığı her şey kusursuz mudur?
Elbette değildir.
Öncelikler tartışılabilir mi?
Elbette tartışılır.
Bir vatandaş çıkıp;
“Devrek’in fabrikaya ihtiyacı var.”
“İş lazım, üretim lazım, istihdam lazım.”
diyebilir.
Bunlar haklı taleplerdir.
Ama bir şehrin fabrikaya ihtiyacı olması kültüre ihtiyacı olmadığı anlamına gelmez.
İstihdama ihtiyacı olması estetiğe ihtiyacı olmadığı anlamına gelmez.
Yola ihtiyacı olması sosyal hayata ve etkinliğe ihtiyacı olmadığı anlamına gelmez.
Çünkü şehir dediğimiz şey yalnızca asfalt, kaldırım ve betondan ibaret değildir.
**Şehir biraz üretimdir, biraz kültürdür, biraz estetik, biraz tarih, biraz da aidiyettir.**
Burada kendi adıma çok açık bir şey söylemek istiyorum.
Ben Belediye Başkanı Sayın Özcan Ulupınar ile ortak siyasi bir çizgide değilim.
Hatta daha ileri gideyim; birçok konuda ortak düşüncemiz dahi yoktur.
Aramızda ciddi tartışmalar oldu.
Mahkemelik olduk.
Sağ olsun, beni mahkemeye vermek için de epey emek sarf etti; fakat sonuç istediği gibi olmadı.
Daha birkaç gün öncesine kadar reklam ve afişlerimizin kaldırılması konusunda da karşı karşıya geldik.
Dolayısıyla bugün bu yazıyı okuyan hiç kimse;
“Başkanla yakın olduğu için bunları yazıyor.”
diyemez.
Çünkü öyle bir yakınlığımız yok.
Ama gazetecilik ve vicdan tam da burada sınanır.
**Kavga ettiğin insanın doğrusuna doğru diyebiliyor musun?
Sevdiğin insanın yanlışına yanlış diyebiliyor musun?**
Bence objektiflik budur.
Bizim duruşumuz da budur.
Özcan Ulupınar’la yaşadığım sorunlar, Özlem Hanım’ın yaptığı doğru bir işi görmezden gelmemi gerektirmez.
Özlem Hanım’la konuşmalarımızda benim gördüğüm şudur:
Bir mesele götürdüğünüzde dinleyebiliyor.
Eleştirdiğinizde hemen duvar örmek yerine kendi açısından açıklama yapabiliyor.
Yanlış gördüğüm konuları kendisine de söyledim.
Yarın yine yanlışını görürsem söylerim.
Çünkü gerçek destek, her yapılanı alkışlamak değildir.
Bazen;
**“Burada yanlış yaptınız.”**
diyebilmektir.
Ama aynı vicdan, doğru gördüğünüz yerde;
**“Burada da hakkınızı teslim etmek gerekir.”**
demeyi gerektirir.
Özlem Hanım konusunda bizzat şahit olduğum küçük ama benim için anlamlı bir örnek var.
Devrek tarihine ait, Tekke Camii’nin banisiyle bağlantılı olduğu ifade edilen tarihi bir tekke ve sarığın kötü şartlarda, adeta bir köşeye atılmış halde kalmasına gönlü razı olmadı. Bu tarihi emanetlerin korunması ve yeniden Devrek’e kazandırılması için çaba gösterdi.
Birileri için küçük bir mesele olabilir.
Ama bazen bir şehrin tarihi, kimsenin dönüp bakmadığı bir köşede sessizce kaybolur.
**Tarihe sahip çıkmak bazen büyük binalar yapmak değil, kaybolmak üzere olan küçük bir emaneti kurtarmaktır.**
Ben buna şahit oldum.
Ben Özlem Gürbüz Ulupınar’ın Devrek konusunda kötü niyetle hareket ettiğini görmedim.
Tam tersine, emek sarf ettiğini gördüm.
Ankara kökenli, köklü bir aile ortamından gelen bir insan olmasına rağmen kendisinde insanlara tepeden bakan, bizim tabirimizle şımarık diyebileceğim bir tavra da şahit olmadım.
Kendine has bir insan.
Sevdiği alanlarda bir şeyler yapmaya çalışıyor.
Mimariyi seviyor.
Estetiği seviyor.
İç düzenlemeye ilgi duyuyor.
Etkinliklerle ilgileniyor.
Yerel üretimin ve kadın emeğinin görünür olmasını istiyor.
Bunların hepsini herkes aynı derecede önemli görmek zorunda değildir.
Ama bir insanın yaptığı işin **önceliğini tartışmak başka, emeğini ve niyetini yok saymak başkadır.**
İnanmak kolaydır.
Güvenmek ise zaman ister.
Çünkü güven sözle değil, davranışla oluşur.
**Sözler insanı inandırabilir; davranışlar ise güven verir.**
O yüzden insanları söyledikleri kadar yaptıklarıyla da değerlendirmek gerekir.
Bugün Özlem Hanım’ın emeğini görüyorsam bunu söylerim.
Yarın yanlışını görürsem onu da söylerim.
Bunda bir çelişki yoktur.
Tam tersine, olması gereken budur.
Çünkü bu şehirde bazen garip bir alışkanlığımız var.
Birisi hiçbir şey yapmaz;
“Neden bir şey yapmıyor?” deriz.
Birisi bir şey yapar;
“Bunun sırası mı?” deriz.
Birisi farklı bir şey yapmaya kalkar;
“Eskisi daha iyiydi.” deriz.
Sonra da dönüp;
**“Devrek neden değişmiyor?”**
diye sorarız.
Belki biraz da burada durup düşünmek gerekiyor.
Her yapılan doğru değildir.
Her değişiklik gelişme değildir.
Her proje başarıya ulaşmaz.
Ama her girişim de daha başında taşlanmamalıdır.
Yanlışsa eleştirelim.
Eksikse söyleyelim.
Önceliği yanlışsa tartışalım.
Ama emek varsa emeği de görelim.
İyi niyet varsa onu da teslim edelim.
Benim Özlem Gürbüz Ulupınar konusunda bugün gördüğüm budur.
Yanlış yaptığında eleştiririm.
Doğru yaptığında da hakkını teslim ederim.
Kimin eşi olduğu, kiminle kavgalı olduğum bunu değiştirmez.
Çünkü benim anlayışımda gazetecilik;
**sevdiğinin yanlışını saklamak, sevmediğinin doğrusunu yok saymak değildir.**
Gazetecilik;
**doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilmektir.**
Yıkmak kolaydır.
Bazen tek bir cümle yeter.
Ama yapmak;
emek ister,
sabır ister,
zaman ister,
cesaret ister.
Devrek’in ihtiyacı ne her yapılanı körü körüne alkışlayanlara ne de yapılan her işe taş atanlara...
Devrek’in ihtiyacı;
**eleştiren ama emeği inkâr etmeyen,
sorgulayan ama hakkı yemeyen,
yanlışa yanlış, doğruya doğru diyebilen insanlara.**
Çünkü şehirler yalnızca yönetenlerle değil;
**yapanlarla, eleştirenlerle, düzeltenlerle ve hakkı teslim edebilenlerle büyür.** Ayrıca Devrek FM adına özlem hanım sağ olsun özverili davrandıgı için ayrıca teşekkür... İnandıgımız her konuda tavrımız bellidir.