Aslında bazı konularda fikir beyan etmek için çok gerilere gidip tarihi araştırmak lazım, bunun için uzman olmanıza da gerek yok, biraz okuma-yazmanız varsa gerisi sizin anlak’ınıza kalmıştır.
Osmanlı dönemi arık son demlerini yaşamaktadır, padişah çaresizlik içindedir, dünyaya borçlu bir imparatorluk vardır ve her borçlunun talepleri can yakıcıdır. Her ne kadar çaresiz olsa da elinde yetişmiş sivil-askeri potansiyeli vardır, padişahın o günün şartlarına göre davranışını ölçü almamak lazım ve bu panik halinde vermiş olduğu tepkileri de ciddiye almak biraz kolaycılık olur diye düşünüyorum.
O günün şartlarında sadece Osmanlı Devleti zorda değildi ki herkes zordaydı ve savaşlardan yorulmuştu, kimse savaştan söz edemiyordu, işte burada tarihin akışını değiştiren zeka ortaya çıktı ve İmparatorluğun servetinde gözü olan düşmanın hazırlayıp önümüze koyduğu teslim antlaşması olan Sevr antlaşmasını çöpe atarak Lozan Barış antlaşmasını vura vura imzalatarak tarihe önemli bir not düştüler, Kimdi bunlar? Herkesti, sadece bu hareketin başında Mustafa Kemal vardı gerisi halkın gücüydü…
Tarihi bilgilerim bu kadarına yettiği için kısa kesiyorum.
O günün şartlarında Mustafa Kemal: “Benim iki önemli değerim vardır biri Türkiye Cumhuriyeti, öteki de CHP…”
Aslında o günün koşullarında doğru olarak söylenen bir çıkış olsa da ilerleyen zamanda görüldü ki çok partili sisteme geçince bu çıkış bir eşitsizlikti, tek parti devam etseydi kimsenin bir diyeceği olmazdı ama çok partili sisteme geçince bu söylem havada kaldı çünkü her parti bu memleketin partisiydi.
Çok partili sisteme geçince de Padişahlıktan kalma biat kültürümüz yeniden yeşermeye başladı, büyüdü, gelişti ve bu günümüze kadar geldi ve yaşayarak görüldü ki içimizdeki padişahlık özlemi yıkılmamış olduğu gibi devam ediyormuş.
İçimizdeki padişahlık arzumuz yok olsaydı çok partili sisteme geçilince Demokrat Parti bu kadar güçlü olarak seçimden çıkar mıydı? Sanmıyorum, ama bir tereddütler her seçimde yaşanıyordu: Seçim kampanyalarında her ne kadar ortak değer olarak: Bayrak, Atatürk, İstiklar marşımız flama olarak duvarlara asılıyor olsa da bir kesim: “Bu memleketin asıl partisi CHP dir gerisi yok hükmündedir” , bir kesim ise: “ya biz seçime giriyoruz ve bu ortak değerleri duvarlarımıza asmak zorunda kalıyoruz ama…” Gibi seçime giriyorlardı, seçmen bir türlü vesayeti kendine uzak görüyordu ve içindeki padişaha kul olma arzusu hep ağır basıyordu, sandığa giderken bağrına taş basarcasına içindeki yaşattığı padişaha oy veriyordu, işte bu durumu fark eden dış mihrakların bir anda beyninde şimşekler çaktı ve hem misyoner hareketlerine başladılar, hem de toplumun içinde yaşattığı padişahlık arzusunu kullanmak için ve de Sevr yenilgisinin rövanşı olarak ne kadar kullanılmaya müsait sahte din adamı varsa eğitimine bakmaksızın onların hayal bile edemediği serveti ayaklarının altına sererek o hainleri Man kurt yapmaya başladılar.
Günümüzde hala bir kesim CHP bu ülkenin kurucu partisidir gibi bir söyleme sarılırken, bir kesim de Eyyy Cehape diyerek bu fikre karşı olduğunu her fırsatta beyan ediyor. Her iki taraf da eksiktir, yanlıştır ve derleyici, toparlayıcı değildir.
Atatürk’ün o günün şartlarında söylediği söze sarılanlar ile Vahdettin’in o günün şartlarında sığınmak zorunda olduğu yabancı ülkeler ve bir padişaha yakıştırılmayan söylemleri dediğim gibi o günün şartlarına göre yeniden değerlendirilmeliydi, bunu hala yapamıyoruz.