Güzel bir sözümüz vardır Dımdızlak ortada kalırsınız diye

Dımdızlak ortada kalacaksınız" ifadesi Türkçede mecazi bir deyimdir. Buradaki "dımdızlak", kelime anlamı olarak "çıplak" anlamına gelse de, bu kullanımda gerçek anlamda çıplaklığı ifade etmez.
Bu ifade genellikle şu anlamlarda kullanılır:
Hiçbir destekçiniz kalmayacak.
Korumasız ve savunmasız duruma düşeceksiniz.
Elinizde hiçbir imkân veya güç kalmayacak.
Yalnız bırakılacaksınız.
Zor durumda kalacaksınız.
Örneğin:
"Herkes seni terk ederse dımdızlak ortada kalırsın." → Kimsen kalmaz, tek başına ve çaresiz durumda olursun.
Siyaseten ise "Dımdızlak ortada kalacaksınız." sözü, genellikle "Size destek verenler çekilecek, yalnız kalacak ve siyasi olarak zor durumda olacaksınız." anlamında kullanılan sert ve eleştirel bir ifadedir.
Yani Pişman duyacağınız işleri yaptıktan sonra ki yalnızlığınızdır

Konuya şöyle bir soruyla başlamak istiyorum;
"Özgür Özel'in Dokunulmazlığı Kalkar ve Hapse Girerse O Zaman Ne Yapacaksınız!?!?

​Siyasetin en hassas eşiklerinden biri olan dokunulmazlık tartışmaları, Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) iç dinamiklerini ve örgüt yapısını derinden sarsan kritik bir dönemece işaret ediyor. Özgür Özel'in dokunulmazlığının kaldırılması ihtimali ve beraberinde konuşulan olası hapis cezası senaryoları, partinin hem Meclis grubunda hem de teşkilatlarında ciddi bir gelecek kaygısı doğuruyor. Süreç, sıradan bir hukuki prosedür olmanın ötesine geçerek parti için tam anlamıyla bir siyasi varoluş sınavına dönüşmüş durumda.

​Özgür Özel'in grup konuşmalarında sıkça ifade ettiği "Siyasette 24 saat bile çok uzun bir süredir" tespiti, Meclis çatısı altında tam karşılığını buluyor. Partiden ayrılma eğilimindeki milletvekili sayısının 95'ten 80 seviyelerine gerilemesi ve bu düşüşün devam edeceği beklentisi, sandalye dağılımındaki hassasiyeti gözler önüne seriyor.

​Buradaki temel kırılma noktası, liderliğin hukuki geleceğindeki belirsizlik. Bir Genel Başkan'ın yargı cenderesinde olduğu, milletvekillerinin kendi siyasi kariyerlerini riske atarak bu yürüyüşe ne kadar sadık kalacağı sorusu gündemdeki yerini koruyor.

Nitekim CHP Zonguldak Milletvekilleri Deniz Yavuzyılmaz ve Eylem Ertuğrul gibi isimlerin mevcut duruşları, bu dengelerin anlaşılması açısından kritik bir örnek sunuyor. Yol yakınken radikal bir istifa kararı almamaları, bir yandan parti disiplinine bağlılıklarını gösterirken diğer yandan belirsizlik ortamında izlenen stratejik bir bekle-gör politikasına işaret ediyor.

​Parti içindeki gerilim yalnızca dışarıdan gelen hukuki baskılarla sınırlı kalmayıp, kurumsal kültürün merkezine de sirayet ediyor. Özgür Özel’in CHP kürsüsünü kullanarak yeni bir parti oluşumunun sinyalini vermesi, parti yönetiminde haklı ve ciddi bir çatlağa yol açtı. Parti Sözcüsü Müslim Sarı’nın, "Bir siyasal partinin imkanlarını kullanarak başka bir partinin ilanı yapılamaz" çıkışı ve durumu sert bir dille eleştirmesi, krizin boyutunu ortaya koydu.

​Örgütlerde Yaşanan Çalkantı Ve Tahribat

​Mücadelenin en yıkıcı etkileri ise şüphesiz il ve ilçe örgütlerinde hissediliyor. Görevden alınan bazı il başkanlarının, idari binaları tahrip ederek terk etmesi siyasi etik ve kurumsal aidiyet duygusunun ne derece zedelendiğini gösteriyor.

​Cumhuriyet Halk Partisi, hem hukuki meşruiyetini koruma hem de kurumsal bütünlüğünü sağlama noktasında tarihsel bir sınavdan geçiyor. Özgür Özel'in dokunulmazlık sürecinin olumsuz sonuçlanması halinde, Meclis grubundaki sadakat testinin çetin geçeceği açık.
​Aynı zamanda örgütlerde baş gösteren disiplinsizlik ve etik tartışmalar, CHP tabanındaki tarihsel güveni zedeliyor.

Deniz Yavuzyılmaz ve Eylem Ertuğrul gibi figürlerin alacağı kararlar ve izleyeceği tutum, bu belirsizlik ikliminde belirleyici olacak. Sonuç olarak, CHP'nin bu çok katmanlı krizi nasıl göğüsleyeceği, yalnızca partinin kaderini belirlemekle kalmayıp Türkiye'nin genel siyasi dengelerini de yeniden şekillendirme potansiyeline sahip.

Ne Yi mi demek istiyorum
Hala anlamadınız mı
Özgür Özel'in ipiyle kuyuya inilmez
Deniz Yavuzyılmaz ve Eylem Ertuğrul siyasi ikballerini Özgür Özel için heba etmesinler
Sonra uyarmadı demeyin