Almanya’da siyaset yeniden alarm veren bir noktaya doğru ilerliyor.
Aşırı sağın yükselişi artık yalnızca Almanya’nın iç siyasetini ilgilendiren bir mesele olmaktan çıktı. Avrupa’da yaşayan milyonlarca göçmeni, onların çocuklarını ve yıllardır bu ülkelerin ekonomisine, sosyal hayatına ve kültürel dokusuna katkı sunan insanları da yakından ilgilendiren bir tablo ortaya çıkıyor.
Bu nedenle Almanya’da yaşayan Türklerin, özellikle de Zonguldaklıların, gelişmeleri yalnızca uzaktan izlemek yerine bugünden geleceğe yönelik bir B planı oluşturması gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü siyaset değişiyor.
Ve siyaset değişirken, sandık başında söz sahibi olabilmek her zamankinden daha önemli hale geliyor.
Almanya’da Aşırı Sağ Gerçeği Artık Görmezden Gelinemez
Almanya’da AfD’nin yükselişi, Avrupa’nın siyasi dengeleri açısından önemli bir gelişme.
Saksonya-Anhalt seçimlerinde AfD’nin yüzde 43,8 oy alarak birinci çıkması, aşırı sağın Almanya’daki yükselişinin artık görmezden gelinemeyecek boyuta ulaştığını gösteriyor.
Bugün AfD’nin Almanya’nın tamamında iktidarı ele geçirecek bir güce ulaştığını söylemek mümkün olmayabilir.
Ancak asıl mesele de zaten bu değil.
Asıl mesele, aşırı sağın ciddi bir ivme kazanmış olması.
Bugün bir eyalette ortaya çıkan sonuç, yarın başka eyaletlerde benzer sonuçların yaşanmayacağı anlamına gelmiyor.
Siyasette hiçbir sonuç sonsuza kadar aynı kalmaz.
Seçmen davranışları değişebilir.
Ekonomik krizler, göç tartışmaları, güvenlik sorunları ve toplumsal gerilimler siyasi dengeleri birkaç yıl içerisinde tamamen değiştirebilir.
İşte tam da bu nedenle Almanya’da yaşayan Türklerin bugünden geleceği düşünmesi gerekiyor.
Zonguldaklılar Bu Tabloyu Daha Yakından Okumalı
Almanya ile Zonguldak arasında sıradan bir bağ yok.
Zonguldak, yıllardır Almanya’ya en fazla göç veren kentlerden biri.
Almanya’nın özellikle Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinde çok güçlü bir Zonguldaklı topluluğu bulunuyor.
Bu insanların önemli bölümü Almanya’da doğdu, büyüdü, çalıştı, iş kurdu, vergi ödedi ve çocuklarını burada yetiştirdi.
Yani mesele yalnızca Almanya’da yaşayan insanların meselesi değil.
Almanya’da yaşanan her siyasi değişimin Zonguldak’a uzanan bir tarafı var.
Bugün Almanya’daki bir seçim sonucu, Zonguldak’taki bir ailenin geleceğini doğrudan ya da dolaylı şekilde etkileyebilir.
Çünkü orada yaşayan insanların bir bölümü hâlâ Zonguldak’ta ailelere, akrabalara ve dostlara sahip.
Ekonomik bağlar devam ediyor.
Sosyal bağlar devam ediyor.
Dolayısıyla Almanya’daki siyasi atmosfer Zonguldak’tan da okunmalı.
Peki Zonguldaklıların B Planı Ne Olmalı?
Bence bunun en önemli ayağı vatandaşlık ve siyasi katılım meselesidir.
Almanya’da çifte vatandaşlığın önünü açan düzenlemelerin yürürlüğe girmesiyle birlikte, şartları karşılayan Türk vatandaşları açısından önemli bir fırsat ortaya çıktı.
Bu fırsat yalnızca bir pasaport meselesi olarak görülmemeli.
Vatandaşlık aynı zamanda siyasi katılım demektir.
Sandık demektir.
Temsil demektir.
Söz sahibi olmak demektir.
Bu nedenle Almanya’da yaşayan ve şartları karşılayan Türk vatandaşlarının vatandaşlık haklarını, seçme ve seçilme imkanlarını ve siyasi süreçlere katılım yollarını iyi değerlendirmesi gerekiyor.
Başvuruların ve işlemlerin zaman alabildiği düşünüldüğünde, gelecekteki seçimleri beklemek yerine bugün harekete geçmek daha doğru bir yaklaşım olabilir.
Çünkü sandıkta kullanılmayan demokratik güç, başkasının kararına bırakılmış güçtür.
Bir Milyon Oy Almanya’nın Siyasi Dengelerini Değiştirebilir
Almanya’da yaşayan Türk toplumunun sayısına ilişkin farklı tahminler bulunuyor.
Ancak hangi rakamı esas alırsak alalım, ortada küçümsenemeyecek büyüklükte bir topluluk olduğu açık.
Bu topluluğun önemli bir bölümünün seçmen olarak sandığa gitmesi, Almanya’daki siyasi dengeler üzerinde etkili olabilir.
Düşünün…
Milyonlarca insanın yaşadığı bir ülkede yüz binlerce insanın siyasi tercihlerini sandığa yansıtması bile seçim sonuçlarını etkileyebilir.
Bu nedenle Türk toplumunun siyasi gücü yalnızca nüfusuyla değil, sandığa katılım oranıyla ölçülmeli.
Sadece kalabalık olmak yetmez.
Örgütlü olmak gerekir.
Bilinçli olmak gerekir.
Demokratik hakları kullanmak gerekir.
“Bizim Başımıza Gelmez” Demenin Zamanı Değil
Bugün birçok insan için aşırı sağın yükselişi uzak bir siyasi tartışma gibi görünebilir.
Ancak tarih bize bir gerçeği defalarca gösterdi:
Toplumlar siyasi değişimlerin sonuçlarını çoğu zaman gerçekleşmeden önce değil, gerçekleştikten sonra fark eder.
Bu nedenle “Bize bir şey olmaz” düşüncesi yerine “Yarın ne olabilir?” sorusunu sormak gerekiyor.
Elbette Almanya’nın demokratik kurumlarının, hukuk devletinin ve anayasal düzeninin güçlü olduğu unutulmamalı.
Ancak demokratik sistemlerin en önemli güvencesi de yine toplumun demokratik katılımıdır.
Aşırı sağın güçlenmesinden endişe eden insanların yapması gereken, yalnızca sosyal medyada tepki göstermek değildir.
Sandığa gitmek, demokratik siyasete katılmak, yerel yönetimlerde ve sivil toplum kuruluşlarında aktif olmak da bunun bir parçasıdır.
Zonguldaklılar Kenetlenmeli
Almanya’da yaşayan Zonguldaklıların önünde önemli bir fırsat daha bulunuyor.
Hemşehri dernekleri, sivil toplum kuruluşları ve yerel topluluklar yalnızca sosyal etkinlikler düzenleyen yapılar olarak kalmamalı.
Toplumun geleceğine ilişkin meselelerde de söz söyleyebilmeliler.
Ancak burada önemli bir ayrım var.
Amaç herhangi bir siyasi partiye koşulsuz destek vermek değil.
Amaç, demokratik değerleri, insan haklarını, hukuk devletini ve toplumun huzurunu savunan adayların ve siyasi yapıların politikalarını değerlendirebilecek bilinçli bir seçmen kitlesi oluşturmak olmalı.
Çünkü demokratik siyaset, körü körüne taraf olmak değil; araştırmak, sorgulamak ve oyunu bilinçli kullanmaktır.
Zonguldaklıların Almanya’daki varlığı sadece ekonomik bir göç hikâyesi değildir.
Bu, kuşaklar boyunca oluşmuş büyük bir sosyal bağdır.
Almanya’da yaşayan Zonguldaklılar Türkiye ile Almanya arasında adeta bir köprü görevi görüyor.
Bu nedenle Almanya’daki gelişmeler Türkiye’den de takip edilmeli.
Aynı şekilde Almanya’da yaşayan vatandaşlarımız da Zonguldak’taki gelişmeleri yakından takip etmeli.
İki ülke arasındaki bağın güçlenmesi, hem Almanya’da yaşayan Türk toplumunun hem de Türkiye’deki ailelerinin geleceği açısından önem taşıyor.
Korkuyla Değil, Demokrasiyle Cevap Verilmeli
Aşırı sağın yükselişine karşı verilecek en güçlü cevap korku değil, demokrasi olmalı.
Sandık olmalı.
Hukuk olmalı.
Örgütlü toplum olmalı.
Bilinçli seçmen olmalı.
Almanya’da yaşayan Türkler, kendilerini yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan bir seçmen kitlesi olarak görmemeli.
Yaşadıkları ülkenin geleceğinde söz sahibi olduklarını bilmeli.
Çocuklarının geleceği için bugün demokratik haklarını kullanmalı.
Ve özellikle Zonguldaklılar, yıllardır oluşturdukları güçlü sosyal dayanışmayı siyasi bilinçle de desteklemeli.
Son Söz: Herkesin Bir B Planı Olmalı
Ben Zonguldak’ta yaşayan bir gazeteci olarak bu gelişmeleri uzaktan takip ederken bile ciddi bir siyasi değişim ihtimalini görüyor ve bunun üzerinde düşünülmesi gerektiğine inanıyorum.
Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızın, özellikle de Zonguldaklıların bu tabloyu benden çok daha yakından gördüğüne eminim.
Orada yaşayanlar gelişmeleri birebir hissediyor.
Siyasi atmosferi görüyor.
Toplumdaki değişimi gözlemliyor.
O halde yapılması gereken belli:
Geleceği bugünden düşünmek.
Demokratik hakları bilmek.
Vatandaşlık imkanlarını değerlendirmek.
Sandığa sahip çıkmak.
Sivil toplumda daha güçlü olmak.
Ve en önemlisi…
Ne olacağını beklemek yerine, ne olmasını istediğini demokratik yollarla belirlemek.
Çünkü Almanya’daki Türk toplumunun, özellikle de Zonguldaklıların küçümsenmeyecek bir gücü var.
Bu güç, ancak sandığa yansıdığı zaman anlam kazanır.
Bugün belki bir B planı gibi görünen şey, yarın çok daha önemli bir güvenceye dönüşebilir.
Almanya’daki Zonguldaklıların artık geleceği bugünden konuşmasının zamanı geldi.
Özetle!
Almanya'da yaşayan tüm zonguldaklılar ve Türk vatandaşları bir an önce çifte vatandaş olun ki ve sandığa gidin oy kullanın
Ancak bu şekilde aşırı sağın sandık zaferine engel olunabilir.
Sonra uyarmadı demeyin