Türkiye’de zaman zaman akademinin, üniversitelerin ve bilim dünyasının üretkenliği üzerine tartışmalar gündeme geliyor.
Son günlerde bu tartışmayı yeniden alevlendiren isimlerden biri ise Prof. Dr. Oytun Erbaş oldu.
Erbaş’ın akademisyenlerin üretkenliği, bilimsel araştırmalar ve üniversitelerin topluma katkısı üzerine yaptığı değerlendirmeler, aslında üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken önemli bir soruyu ortaya koyuyor:
Üniversitelerimiz gerçekten bilim üretiyor mu, yoksa yalnızca akademik unvan mı üretiyor?
Bu sorunun cevabı elbette bütün akademisyenleri aynı kefeye koyarak verilemez. Türkiye’de dünyaya ses getiren araştırmalara imza atan, öğrencileriyle birlikte çalışan, laboratuvarlarda ve sahada ciddi emek veren çok değerli bilim insanlarımız var.
Ancak mesele tam da burada başlıyor.
Akademik Unvan Yetmez, Üretmek Gerekir
Bir üniversitenin gücü yalnızca profesör, doçent ve doktor öğretim üyesi sayısıyla ölçülmemeli.
Asıl mesele; kaç araştırma yapıldığı, kaç projenin hayata geçirildiği, hangi sorunlara çözüm üretildiği, kaç buluşun ortaya çıktığı ve üniversitenin bulunduğu şehre ve ülkeye ne kattığıdır.
Bilim, merakla başlar.
Bir soru sorarsınız. Araştırırsınız. Hipotez kurarsınız. Veriye ulaşırsınız. Sonra bu veriyi tartışırsınız. Yanılıyorsanız yanıldığınızı kabul eder, yeni bir araştırma yaparsınız.
Bilimin gelişmesi tam olarak böyle mümkün olur.
Dolayısıyla üniversitelerde akademik üretkenliğin daha fazla teşvik edilmesi gerektiği yönündeki tartışma son derece önemlidir.
BEUN İçin Önemli Bir Fırsat..
Bu noktada konu ister istemez Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi’ni de (BEUN) yakından ilgilendiriyor.
Üniversitede çok sayıda profesör, doçent ve akademisyen görev yapıyor. Farklı bilim dallarında önemli bir akademik birikim bulunuyor.
Peki bu büyük akademik kadro, Zonguldak’ın ve Türkiye’nin sorunlarının çözümüne ne kadar katkı sağlıyor?
Bu soruyu sormak kimseyi hedef almak anlamına gelmiyor.
Tam tersine, üniversitenin potansiyelinin daha fazla ortaya çıkarılması gerektiğini ifade ediyor.
Çünkü Zonguldak gibi enerji, madencilik, çevre, sağlık, sanayi ve teknoloji alanlarında kendine özgü sorunları bulunan bir kentte üniversitenin yalnızca eğitim veren bir kurum olarak kalması yeterli değildir.
Üniversite aynı zamanda çözüm üreten bir merkez olmalıdır.
Hakan Kutoğlu Gibi İsimlerin Sayısı Artmalı
Bu konuda Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi bünyesinde dikkat çeken akademisyenler de bulunuyor.
Prof. Dr. Hakan Kutoğlu, özellikle teknoloji, uzaktan algılama, haritalama ve akademik çalışmalar alanındaki üretkenliğiyle öne çıkan isimlerden biri.
Buradaki mesele yalnızca bir akademisyeni övmek değil.
Asıl mesele, Hakan Kutoğlu gibi üretken akademisyenlerin sayısının artırılmasıdır.
Tıp alanında, mühendislikte, psikolojide, sosyolojide, fen bilimlerinde ve diğer bütün alanlarda üniversitenin araştırma kapasitesini büyütmek gerekiyor.
Bir akademisyen yalnızca ders veren kişi olmamalı.
Aynı zamanda araştırmalı, proje geliştirmeli, öğrencisini araştırmaya yönlendirmeli, toplumun karşı karşıya olduğu sorunlara bilimsel çözümler üretmeli.
Rektör Ulusoy’a Büyük Sorumluluk Düşüyor
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Rektörü Prof. Dr. Ahmet Ulusoy’un önünde önemli bir fırsat bulunuyor.
Üniversitenin önümüzdeki dönemde AR-GE, bilimsel araştırma, proje üretimi ve akademik başarı konusunda daha görünür hale gelmesi, Zonguldak açısından da büyük önem taşıyor.
Özellikle genç akademisyenlerin araştırma yapmasının teşvik edilmesi, nitelikli projelerin desteklenmesi ve başarılı çalışmaların daha fazla görünür hale getirilmesi gerekiyor.
Üniversitenin başarısı yalnızca öğrenci sayısıyla ya da akademik personel sayısıyla ölçülmemeli.
Kaç proje ürettik?
Kaç patent aldık?
Kaç araştırma topluma fayda sağladı?
Zonguldak’ın hangi sorununa bilimsel çözüm geliştirdik?
Ülkenin hangi sorununa katkı sunduk?
İşte asıl sorulması gereken sorular bunlar.
Bilim Tartışmadan Korkmaz
Bilimin en önemli özelliklerinden biri de tartışmaya açık olmasıdır.
Bir bilim insanı ortaya bir iddia koyar.
Başka bir bilim insanı çıkar ve “Ben buna katılmıyorum” der.
Sonra veriler masaya konulur.
Araştırmalar incelenir.
Kanıtlar değerlendirilir.
Sonuçta doğru olan neyse ona ulaşılmaya çalışılır.
Bilim böyle gelişir.
Dolayısıyla üniversitelerin daha fazla tartışan, daha fazla araştıran ve daha fazla üreten kurumlara dönüşmesi gerekiyor.
Akademik özgürlük ve bilimsel merakın olmadığı yerde gerçek anlamda bilim üretmek de mümkün değildir.
Zonguldak Olarak Üniversitemizden Beklentimiz Büyük
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, yalnızca Zonguldak'ın değil, bölgenin önemli eğitim kurumlarından biri.
Bu nedenle üniversitenin bilimsel üretimde daha güçlü bir noktaya gelmesi, kentin geleceği açısından da kritik.
Zonguldak’ın madeninden enerjisine, çevresinden sanayisine, sağlıktan teknolojiye kadar çok sayıda araştırma konusu bulunuyor.
Üniversite bu potansiyeli doğru değerlendirebilirse kent ile üniversite arasındaki bağ da güçlenebilir.
Artık üniversitelerin yalnızca “kaç öğrencimiz var?” sorusuyla değil, “ne üretiyoruz?” sorusuyla değerlendirilmesinin zamanı geldi.
Ülkenin gerçekten ihtiyacı olan şey, yalnızca diploma sahibi insanlar değil.
Düşünen, araştıran, sorgulayan, üreten ve gerektiğinde “Ben yanılmışım” diyebilen bilim insanlarıdır.
Prof.Dr.Oytun Erbaş’ın tartışmaya açtığı konu da aslında tam olarak burada önem kazanıyor.
Mesele bir kişiyi eleştirmek ya da bir üniversiteyi hedef göstermek değil.
Mesele şu soruyu yüksek sesle sorabilmek:
Üniversitelerimiz sahip oldukları insan kaynağının hakkını gerçekten veriyor mu?
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi için de bu soru artık daha fazla sorulmalı.
Ve belki de yeni dönemin en önemli hedeflerinden biri şu olmalı:
Daha çok akademisyen değil, daha çok üreten akademisyen.
Çünkü ülkenin gerçekten ihtiyacı olan şey unvan değil, bilimsel üretimdir.