Türkiye’de son yıllarda ekonomi, siyasetin ana belirleyicisi hâline geldi. Sandık sonuçlarını da, sokaktaki vatandaşın ruh hâlini de en çok etkileyen unsur artık geçim şartları. Bu nedenle Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in uyguladığı politikalar yalnızca teknik tercihler değil, aynı zamanda toplumsal bir sınav olarak görülüyor. Düşük emekli maaşı zamları, vergi yüklerinin artması ve ücret artışlarının enflasyon karşısında yetersiz kalması, siyaset kurumuna yönelik güveni aşındırıyor. İşte bu ortamda dile getirilen “Mehmet Şimşek varken CHP’ye gerek yok” sözü, muhalefeti değil mevcut ekonomik anlayışı hedef alan sert bir ironi niteliği taşıyor.

Düşük Emekli Maaşı Zamları Toplumsal Sabır Sınırını Zorluyor

Milyonlarca emekli için maaş artış dönemleri umutla beklenen günlerdi. Ancak açıklanan oranlar çoğu zaman gerçek hayat pahalılığının gerisinde kalıyor. Market fiyatları, kira giderleri ve sağlık harcamaları yükselirken, emekli aylıkları aynı hızda artmıyor. Emekliler kendilerini ekonominin “görünmeyen fedakârları” olarak tanımlamaya başladı. Bu durum yalnızca gelir meselesi değil, kuşaklar arası adalet sorunu olarak da öne çıkıyor. Çalışma hayatının sonunda rahat etmesi gereken kesim, geçinebilmek için yeniden iş arar hâle geliyorsa, ortada yapısal bir yanlış var demektir.

Vergi Yükü Artıyor Gelir Adaleti Derinleşen Bir Yaraya Dönüşüyor

Yeni vergiler, harçlar ve dolaylı kesintiler özellikle ücretlilerin omuzlarına biniyor. Vergi sistemi üretimi ve yüksek kazancı yeterince hedeflemediğinde, yük otomatik olarak dar gelirliye kayıyor. Vatandaş, maaşı eline geçmeden eriyen bir ekonomik düzenle karşı karşıya. Vergi politikalarının temel amacı topluma dengeli kaynak dağıtımı olmalıyken, uygulamalar çoğu zaman bütçe açığını kapatma refleksine sıkışmış görünüyor. Devletin kasasını dolduran model, halkın cebini boşaltıyorsa, bu sürdürülebilir değildir.

Ücret Zamları Düşük Kalıyor Enflasyon Gerçek Kazanımı Silip Süpürüyor

Asgari ücret ve kamu çalışanı maaşlarına yapılan artışlar rakam olarak yükselse de, hissedilen alım gücü aynı yönde ilerlemiyor. Enflasyonun yarattığı psikolojik tahribat, resmî tabloların çok ötesinde. Gençler geleceğe dair plan yapamıyor, orta sınıf hızla aşağı doğru itiliyor. Ekonomi yönetimi kemer sıkma, rasyonelleşme ve istikrar kavramlarını öne çıkarırken, toplum günlük hayatını kurtaracak adımlar görmek istiyor. Sadece makro hedeflere odaklanan yaklaşım, mikro gerçekleri ihmal ediyor.

Mehmet Şimşek Varken Chp’ye Gerek Yok Sözü Ne Anlatıyor?

Bu cümle, ilk duyulduğunda muhalefeti öven bir ifade gibi algılanabilir. Oysa tam tersine, muhalefetin etkisizliğini ve iktidarın ekonomi üzerinden kendi kendini eleştiren bir tabloyu işaret eder. CHP yıllardır yüksek perdeden konuşuyor; fakat ortaya konan itirazlar vatandaşta somut bir alternatif umudu doğurmuyor. Diğer yandan Şimşek’in politikaları da halkın nefesini açacak sonuç üretmiyor. Böylece ironi kendiliğinden oluşuyor:
Mevcut ekonomik çizgi, muhalefete gerek bırakmadan toplumda tepkiyi zaten büyütüyor.


Partiler arasındaki klasik çekişmeler, geçim derdi karşısında anlamını yitiriyor. Vatandaş ideolojik sloganlardan çok ekonomik akıl ve vicdan görmek istiyor. Mehmet Şimşek modeli, teknik doğrular adına toplumsal hassasiyetleri gözetmezse meşruiyet kaybeder. CHP ise sadece eleştiren değil, inandırıcı program üreten bir çizgiye geçmezse etkisini tamamen yitirir. Bugünkü tablo, siyasetin iki kanadının da tatmin edici olmadığını gösteriyor.

Türkiye’nin gerçek gündemi; emeklinin sofrası, çalışanın maaşı ve vergi adaletidir. Bu başlıklarda ilerleme sağlanmadıkça ne Mehmet Şimşek alkışlanır ne de CHP ikna edici bulunur. “Mehmet Şimşek varken CHP’ye gerek yok” ifadesi, işte bu umutsuzluk ikliminin aynasıdır. Siyaset, ekonomiyi topluma hizmet edecek şekilde yeniden kurmadıkça, ironi gerçeğe dönüşmeye devam edecektir.