Hayat,insana bazen bir veda busesi kondurur alnına. Ne serttir ne de şefkatli;sadece kaçınılmazdır.
O an anlarsın ki,bazı ayrılıklar bağırmaz, ağlatmaz,sadece susar.
Suskunluk en ağır sestir zaten.
İnsan en çok orada yenilir;
söylenmeyenlerin, yarım kalanların, gözden düşmeyip yüreğe çökenlerin altında.
Ayrılık,sanıldığı gibi bir kopuş değildir çoğu zaman.
Daha çok bir yer değiştirmedir.
Sevgi bir adım geriye çekilir,alışkanlıklar öne geçer.
Kalp rayında ilerlemeye devam eder ama tren artık eskisi gibi uğramaz istasyonlara.
Hayat akarken insan, kendi içinden geçer. Fark etmeden kendini izler,kendine yabancılaşır.
İç dünyada yaşanan bu sessiz çözülüş, dışarıdan güçlü duruşlarla gizlenir.
İnsan zihni,kaybı kabul etmekte zorlanır.
Çünkü vazgeçmek bir zayıflık değil,bir yüzleşmedir. Yüzleşmek ise cesaret ister.
Bu yüzden çoğu kişi sevgisizliği bir ülke gibi kurar kendine. Kuralları nettir; hissetmeyeceksin, bağlanmayacaksın, umut etmeyeceksin. Güvende olduğunu sanırsın ama aslında yalnızca donarsın. Soğuk,can yakmaz hemen;zamanla hissizleştirir.
Edebiyat tam burada devreye girer.
Çünkü insanın söyleyemediğini kelimeler üstlenir. Yazı,kalbin yükünü taşır.
Duygular cümlelerde yürür,anlam satır aralarında saklanır. Okur,kendini bulduğunu sanır ama aslında kaybettiği tarafıyla karşılaşır.
Her güçlü metnin ardında bastırılmış bir sızı vardır.
Zaman ise ne dosttur ne düşman. O sadece akışını sürdürür.
Nehri durduramazsın, yönünü değiştiremezsin ama içinde yüzmeyi öğrenebilirsin.
Hayat tam da budur; acının içinden geçerken anlamı sırtlanmak. Sevgisizliğe teslim olmadan,eksilmeyi kabullenerek yol almak.
Sonunda insan şunu öğrenir:Her veda bir son değildir.
Bazıları içe doğru açılan kapıdır. Gidenin ardından yas tutarken kalan tarafın büyüdüğünü fark edersin.
Hayat sahnesi kimseye uzun süreli rol vermez ama her oyuncuya iz bırakma hakkı tanır.
Gerisi sessizliktir...
Sessizlik bazen iyileştirir.Bazen de insanın gerçek iç sesini duymayı öğretir.
Murat İLERİ