Eğitim kurumları, toplumların en güvenli alanları olması gerekirken, son yıllarda artan şiddet olayları bu temel gerçeği sarsmaya devam ediyor. “Yeter artık” dedirten gelişmeler, yalnızca bireysel bir tepkiyi değil, toplumsal bir alarmı da beraberinde getiriyor. Okulların güvenliğini sağlamak, sadece eğitim politikalarının değil, doğrudan kamu güvenliğinin de bir parçası haline gelmiş durumda.

Son olarak Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bulunan Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşanan silahlı saldırı, bu tehlikenin ne kadar ciddi boyutlara ulaştığını bir kez daha gözler önüne serdi. Okulun eski öğrencisi olduğu belirtilen 19 yaşındaki bir saldırganın pompalı tüfekle rastgele ateş açması sonucu çok sayıda kişi yaralandı. Olayda öğrenciler, öğretmenler ve sivillerin hedef olması, eğitim ortamlarının ne denli savunmasız kaldığını açıkça ortaya koydu.

Saldırının ardından Şanlıurfa Valiliği tarafından yapılan açıklamada, yaralıların bir kısmının tedavisinin sürdüğü, ayrıca güvenlik ve idari sorumluluk kapsamında bazı yetkililerin görevden uzaklaştırıldığı bildirildi. Bu gelişme, sadece bireysel değil, kurumsal sorumluluğun da sorgulanması gerektiğini ortaya koyuyor.

Eğitim ve Güvenlik Talepleri Neden Göz ardı Ediliyor

Yaşanan bu tür olaylar yeni değil. Ancak her olaydan sonra dile getirilen önlemler, çoğu zaman hayata geçirilmeden gündemden düşüyor. Oysa eğitim emekçilerinin ve öğrencilerin talepleri son derece açık ve uygulanabilir:
Her okulda revir bulunmalı ve sağlık görevlisi istihdam edilmelidir.

Okul girişleri kontrol altına alınmalı, kadrolu güvenlik görevlileri görevlendirilmelidir.
Temizlik hizmetleri yeterli sayıda personelle desteklenmelidir.
Öğrencilere ücretsiz, sağlıklı yemek ve temiz içme suyu sağlanmalıdır.

Her okula yeterli sayıda rehber öğretmen atanmalı, bu uzmanların raporları dikkate alınmalıdır.
Kalabalık sınıflar azaltılmalı, yeni okul binaları inşa edilmelidir.
Sanat ve spor faaliyetleri güçlendirilerek öğrencilerin sosyal gelişimi desteklenmelidir.
Okullar, Türk Standartları Enstitüsü’nün güvenlik ve fiziki yeterlilik kriterlerine uygun hale getirilmelidir.
Bu ve buna benzer haklı talepler, yalnızca sendikaların değil, toplumun ortak vicdanının sesidir.

Sendikalar Ayakta ve Tepkiler Büyüyor

Yaşanan saldırının ardından Memur-Sen, Kamu-Sen ve KESK başta olmak üzere birçok eğitim sendikası harekete geçti. Ülke genelinde iş bırakma eylemleri ve protestolar düzenlenerek, eğitimde güvenliğin sağlanması için somut adımlar atılması talep ediliyor.
Bu tepkiler, sadece bir protesto değil; aynı zamanda yıllardır görmezden gelinen sorunların artık ertelenemeyeceğinin ilanıdır.

Güvenli Okul Sağlıklı bir Gelecek Demektir

Unutulmamalıdır ki, öğrenciler bu ülkenin geleceğidir. Onların güvenli bir ortamda eğitim alması, sadece bireysel bir hak değil, toplumsal bir zorunluluktur. Eğitim emekçilerinin can güvenliği sağlanmadan, nitelikli bir eğitim sisteminden söz etmek mümkün değildir.
Bugün gelinen noktada yapılması gereken bellidir: Tüm kamu imkanları seferber edilmeli, güvenli okul ortamı sağlanmalı ve bu konuda kalıcı politikalar hayata geçirilmelidir.
Çünkü artık sözün bittiği yerdeyiz.
Ve toplum tek bir cümlede birleşiyor:
Bu şiddet artık son bulmalı.