İnsan çoğu zaman değişim ister,ama değişimin ne olduğunu bilmeden ister.
Eller semaya kalkar, dudaklardan kelimeler dökülür. Sonra fark edilir ki dua,kaderi zorlamak değil,insanın kendini Hakk’a açmasıdır. Değişim bazen şartların değil,kalbin yönünün değişmesidir.
Yol göstermek için dua edilir.
Bir işaret, bir kapı, bir ses beklenir. Ardından idrak gelir. Allah kulunu yolda bırakmaz,ama yolu da kulun ayağına taşımaz.
Yürümeyi öğrenmek gerekir.
Tevekkül,hiçbir şey yapmadan beklemek değil,elinden geleni yapıp sonucu Allah’a bırakmaktır.
Mutluluk arayışı insanı çoğu zaman nefsin sokaklarına sürükler.
Daha fazla istemek, haklı çıkmak,üstün olmak.
Oysa tasavvuf şunu öğretir:Nefs susmadan kalp konuşmaz.
İnsan egosundan sıyrıldıkça hafifler, hafifledikçe Rabbine yaklaşır.
Huzur,başkasını yargılamaktan vazgeçtiğinde gelir. Herkesi kendi terazinde tartan insan,en ağır yükü kendi sırtına alır.
Kul olduğunu hatırlayan insan, başkasını da Allah’ın kulu olarak görür. Kabul başlar,kalp genişler,sükûnet yerleşir.
Bolluk sanıldığı gibi sadece rızık meselesi değildir. Rızık Allah’tandır, ama kalbi dar olan rızkı da dar yaşar. Şüphe kalbe yerleştiğinde bereket çekilir.
İnanç güçlendikçe kapılar değil, gönüller açılır.
Mucize beklentisi insanın sabırsız yanını ele verir.
Bir an olsun her şey değişsin istenir. Oysa nefes almak, secde edebilmek, hâlâ doğruyu arayabilmek en büyük lütuftur.
Kul olduğunu idrak eden için hayatın kendisi mucizedir.
Ruh eşi arayışı da aslında insanın kendinden kaçma hâlidir.
Bir başkası gelsin, eksikleri tamamlasın arzusu.
Tasavvuf başka bir kapı açar.
Kendini bilen Rabbini bilir.Kendisiyle
barışmayan, başkasıyla da huzur bulamaz.
Sevgi hep kapının önündedir.Allah’ın kuluna en büyük ikramlarından biridir. Zorla girmez, dayatmaz.Kalp kapısını açmak cesaret ister.
Sevgi içeri alındığında insan değişir,değiştikçe olgunlaşır.
Dua bazen istemek değildir.
Dua bazen teslim olmaktır.Kul el açar, Rabbine yaslanır. Sonra hayır olan olur. Anlayan için zaten her hâl hayırdır.
Murat İLERİ