Zonguldak denince akıllara ilk olarak Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK), maden ocakları ve kömür gelir. Ancak kentin köylerinde bir zamanlar bambaşka bir hayat vardı. Elektriğin, şebeke suyunun ve kanalizasyonun olmadığı yıllarda insanlar kendi imkânlarıyla yaşamını sürdürür, tarlasını öküzle sürer, ekmeğini kendi yapar, kışlık yiyeceğini kendisi hazırlardı.

Köy Hayatı Elektriksiz Ve Susuz Yıllarda Başladı

Zonguldak tarihine bakıldığında maden ve TTK ile başlayan büyük bir sanayi hikâyesi görülür. Ancak kentin bir başka tarihi de köylerde yaşandı.

Elektriğin olmadığı, evlere şebeke suyunun gelmediği, kanalizasyon sisteminin bulunmadığı yıllarda köylerde yaşam tamamen doğal şartlara bağlıydı.

Evlerde gaz lambaları kullanılır, içme suyu kuyulardan sağlanırdı. Kuyuların içerisine zaman zaman kurbağaların, hatta yılanların düşmesi bile köy hayatının sıradan gerçeklerinden biriydi.

Babaannenin Köyündeki Tahta Ev

Gökçebey’in Veyisoğlu köyündeki babaannesinin evini çocukluk yıllarından hatırlayan anlatıcı, o dönemin yaşamını tüm ayrıntılarıyla gözler önüne seriyor.

Tahta evin kapısına ulaşmak için iki yatay kaya merdiven gibi kullanılırdı. Evin önünde ise buğday ve benzeri ürünleri dövmek için kullanılan büyük bir “dibek taşı” bulunurdu.

Evin içerisinde tahta oyuklardan yapılmış raflar vardı. Zemindeki tahtalar yürüdükçe esner, pencereler ise çerçevelere bölünmüş şekilde yarıya kadar yukarı doğru açılırdı.

Evin tavanı bile bugünkü evlerden çok farklıydı. Kalasların üzerinden kiremitler görülebiliyor, bazı yerlerden içeri güneş ışığı süzülüyordu.

Serme Ekmeğinin Unutulmaz Tadı

Köy hayatının en önemli unsurlarından biri de ekmekti.

Babaannenin yaptığı “serme” ekmekleri çocukluk yıllarında şehirde büyüyen çocuklara farklı geliyordu. Kasabada francala ekmeğine alışan çocuklar, köye giderken kendileri için çarşıdan somun ekmeği götürüyordu.

Çarık Yaparak Geçimini Sağlayan Büyükbaba

Büyükbabasını tanıma fırsatı bulamayan anlatıcı, ondan kalan hatıraları ise ailesinden dinledi.

Büyükbabanın o dönemlerde “çarık” yaptığı ve bunları satarak geçimini sağladığı anlatılıyor.

Kara lastiklerin bile henüz hayatımıza girmediği dönemlerde kullanılan çarıklar, bez ve iplerden yapılan dönemin ayakkabılarıydı.

Bunun yanında büyükbabanın rençberlik yaptığı, toprağı işleyerek geçimini sağladığı belirtiliyor.

Çarık Yaparak Geçimini Sağlayan Büyükbaba

Büyükbabasını tanıma fırsatı bulamayan anlatıcı, ondan kalan hatıraları ise ailesinden dinledi.

Büyükbabanın o dönemlerde “çarık” yaptığı ve bunları satarak geçimini sağladığı anlatılıyor.

Kara lastiklerin bile henüz hayatımıza girmediği dönemlerde kullanılan çarıklar, bez ve iplerden yapılan dönemin ayakkabılarıydı.

Bunun yanında büyükbabanın rençberlik yaptığı, toprağı işleyerek geçimini sağladığı belirtiliyor.

Çamurlu Yollardan Pazara Uzanan Hayat

Yağmurun ardından köy yolları adeta balçığa dönüşürdü.

Çamur öylesine derinleşirdi ki bazen ayakkabılar bile çamurun içerisinde kalırdı.

Büyükbabanın vefatının ardından babaannenin Çatalağzı’nda salı günleri kurulan pazara sebze ve meyve satmaya gelmesi ise ailenin hafızasında önemli bir yer tuttu.

Bugün “köylü pazarı” olarak adlandırılan bölümlerin benzeri, o yıllarda caddelerde kuruluyordu.

Babaannenin elinde çekme usulü kantar bulunurdu. Çocuklar ise kantarın kancasını omuzlarına takıp kendi ağırlıklarını ölçmeye çalışırdı.

70 Yaşında Bile Köyünü Terk Etmedi

Babaannenin yaklaşık 70 yaşlarında olmasına rağmen köyünü ve evini terk etmediği anlatılıyor.

Dört erkek, üç kız çocuğu bulunan yaşlı kadın, oğullarının şehirde memur olarak çalışmasına rağmen kimseden yardım istemeden hayatını sürdürdü.

Gökçebey’deki köyünden sırtındaki küfesiyle trene biner, pazara gelir ve yetiştirdiği sebze ve meyveleri satarak geçimini sağlardı.

Ancak elden ayaktan düştüğünde oğullarının yanına gitmek zorunda kaldı.

Bu hayat hikâyesi, yalnızca bir ailenin değil, geçmişte Zonguldak köylerinde yaşayan insanların çalışma azmini ve kendi ayakları üzerinde durma anlayışını da ortaya koyuyor.

Davutoğlu Köyünde Ahır Altında, Ev Üstünde Hayat

Gökçebey’in Davutoğlu köyünde yaşayan dedenin evi ise farklı bir köy yaşamının izlerini taşıyordu.

Evin alt katı ahırdı. Tosunlar, inekler, tavuklar ve hindiler bulunurdu.

Evin çevresinde ise iki büyük köpek dolaşırdı. Köpek yavrularına yörede “göbez” denirdi.

Geceleri bu köpeklerin sesleri eksik olmazdı. Çakalların, tilkilerin ve kurtların köye yaklaşmasını engellemek için mi bilinmez, köpekler sabaha kadar havlardı.

Kiren, Döngel Ve Mürdüme Eriği

Köy hayatının çocuklar açısından en güzel taraflarından biri de doğaydı.

Dut, elma ve kiraz ağaçları çocukların oyun alanı olurdu.

Kiraza benzeyen ancak oldukça ekşi olan “kiren”, çocukların ağzını buruştursa da sırf oyun olsun diye yenirdi.

Döngeller de benzer şekilde köy çocuklarının vazgeçilmez meyvelerindendi.

Mürdüme erikleri ise mavi ile mor arasında kendine özgü bir renge sahipti. Ağacın en koyu renkli erikleri en tatlı olanlardı.

Yer Sofrasında Kara Mancar Ve Malay

Köyde yemek kültürü de bugünkünden oldukça farklıydı.

Sofra yerde kurulurdu. Siyah-beyaz motifli eski bir yer örtüsü serilir, aile hep birlikte sofranın etrafına otururdu.

Kara mancar, malay, pırasalı bakla ve sütlü çorba sofralarda sıkça yer alırdı.

Kara mancar, malay, pırasalı bakla ve sütlü çorba sofralarda sıkça yer alırdı.

Mısır unundan yapılan malayı dedesinin parmaklarıyla yediğini gören çocuklar, bu görüntüyü şaşkınlıkla izlerdi.

Başlangıçta tadına alışılmayan bu yiyecekler, zaman içerisinde sofraların vazgeçilmezleri arasına girdi.

Tereyağında Pişen Yumurtanın Tadı Hâlâ Unutulmadı

Sütlü çorbayı tercih etmeyen çocuklar için ise yumurta hazırlanırdı.

Yumurta sarılarının üzerine tereyağı gezdirilir, bugünkü tavalardan farklı, derinliği az metal kaplarda pişirilirdi.

Ocağın üzerinde tereyağında pişen yumurtanın tadı ise yıllar geçmesine rağmen hafızalardaki yerini korudu.

Ninenin Kestiği Tavuk, Pekmez Ve Ovmaç Çorbası

Köye çocukların geleceğini bilen nine, onlar için tavuk keserdi.

Haşlanan tavuk yufkanın üzerine serilir, çocuklar ise sofrada lades kemiğini bulmaya çalışırdı.

Pekmez de köy çocuklarının sevdiği yiyecekler arasındaydı. Dışarıda oynayan çocukların eline ekmeğin üzerine sürülmüş pekmez tutuşturulurdu.

Ovmaç çorbası, tarhana, çizleme ve yumurtalı zılbıt da o dönemin unutulmaz yemekleri arasında yer alıyordu.

Ocak Başı Köyün Televizyonuydu

Tahta evin bir köşesinde bugünkü şömineleri andıran bir ocak bulunurdu.

Yemekler, odunların üzerinde duran üç ayaklı demir ızgaralarda pişirilirdi.

Çaydanlık da közün hemen yanında kaynardı.

Çocukların en büyük eğlencelerinden biri ise közün içerisine patates ve mısır atmaktı.

Evin diğer bölümleri karanlık olduğu için aile çoğu zaman ocak başında toplanırdı.

Sohbetler burada yapılır, konu komşudan konuşulur, köyde yaşananlar değerlendirilirdi.

İnsanlardan bahsederken isimlerin yanına aile veya sülale isimleri eklenirdi. “Yakupgilin Ahmet”, “Erçep kızın Nefse” gibi ifadeler köy yaşamının doğal bir parçasıydı.

Zonguldak Şivesinin Yaşayan Kelimeleri

Köyde konuşulan Zonguldak şivesi de çocukluk anılarının önemli bir parçasıydı.

“Bıldır” geçen yıl, “aklan” dere anlamında kullanılırdı.

“Börttürmek” haşlamak, “ağbacum” ablacığım, “eçcük” azıcık, “hıştama” gürültü yapma, “beynemek” korkmak, “buvay” baba, “çıvmak” hızlı gitmek, “ıscacuk” sıcacık anlamına gelirdi.

“Dağnamak” ayıplamak, “huulamak” rüzgâr sesi çıkarmak, “ösger” rüzgâr, “şersüz” ise edepsiz anlamında kullanılırdı.

Bu kelimeler, bugün giderek unutulan Zonguldak köy kültürünün dildeki izlerini taşıyor.

Öküz Arabalarıyla Tarladan Harmana

Tarla işleri de bugünkü makinelerden oldukça uzaktı.

Tarlalar öküzlerle sürülür, hasat zamanı ekinlerin önemli bölümü kadınlar tarafından biçilirdi.

Biçilen ekinler öküz arabalarına yüklenir, çocuklar da samanların üzerine oturtularak köye taşınırdı.

Öküz arabasının taşlı yollarda bir tekerleğini havaya kaldırması çocuklar için korkudan çok eğlence anlamına gelirdi.

Harmanda Çocukların Oyunu

Ekinler köye getirildikten sonra harmana yakın yerlerde yığınlar halinde toplanır ve üzerleri örtülürdü.

Sonrasında harman zamanı başlardı.

Düz bir toprak alanda yapılan harmanda öküzlerin önüne “düven” adı verilen araç bağlanır, ekinlerin üzerinde dolaştırılırdı.

Düvenin ağırlaşması için çocuklar da üzerine oturtulurdu.

Başlangıçta çocuklar için büyük bir eğlence olan bu yolculuk, güneş altında saman tozlarının boğaza kaçmasıyla kısa sürede sona ererdi.

Çocuklar daha sonra meyve ağaçlarının altında gölgeye kaçardı.

Bu işlem, buğday tanesi sapından ayrılıp saplar saman haline gelinceye kadar devam ederdi.

Buğdayın Dere Yolculuğu

Harman savrulduktan sonra buğdayın samandan ayrılması için yaba kullanılırdı.

Temizlenen buğdaylar torbalara doldurulur, daha sonra yıkanmak üzere öküz arabalarıyla dereye, yani Filyos Çayı’na götürülürdü.

Bu yolculuk çocuklar açısından yine öküz arabasına binmek için bir fırsattı.

Yıkanan ve kurutulan buğdaylar taşından ve çöplerinden ayrılır, elek ve “tepur” adı verilen araçlarla temizlenirdi.

Sonunda ambarlara kaldırılan buğday, değirmene götürülerek una dönüştürülürdü.

Beton Binalar Geldi, Eski Köy Hayatı Kayboldu

Bugün Zonguldak köylerinde bu yaşam biçiminin büyük bölümü artık geride kaldı.

Elektrik, şebeke suyu, modern evler, ulaşım imkânları ve teknolojik gelişmeler köy yaşamını da değiştirdi.

Bir zamanlar içerisinde ailelerin yaşadığı tahta evlerin önemli bir bölümü yıkıldı, yerlerine beton yapılar yükseldi.

Toprak arazilerin bir bölümü artık sürülmüyor, öküz arabalarının yerini traktörler aldı.

Düven, harman, dibek taşı, gaz lambası, kuyu suyu ve ocak başında toplanan kalabalık aileler ise giderek geçmişin hatıralarına dönüşüyor.

Ancak o günlerin izleri; serme ekmeğinde, köy yemeklerinde, unutulmaya yüz tutmuş kelimelerde, eski tahta evlerde ve insanların hafızalarında yaşamaya devam ediyor.

Zonguldak’ın tarihi yalnızca maden ocaklarından ve TTK’dan ibaret değil. Bu kentin bir de tarlasında öküz süren, ekmeğini kendi yapan, pazara küfesiyle giden ve toprağından kopmayan köylüsünün sessiz tarihi var.

Bugün geriye dönüp bakıldığında, belki de en büyük değişimin teknolojide değil, insanların yaşam biçiminde yaşandığı görülüyor.

Yorumlar
Editör Hakkında