İnsan bazen kalabalıkların ortasında yürürken fark eder gerçeği. Gürültü çoktur ama anlam azdır.
Herkes konuşur, herkes kendini anlatır;fakat az insan gerçekten bir şey söyler.
Hayatın en sağlam ilişkileri gürültüyle kurulmaz.
Büyük cümleler, büyük iddialar, büyük gösteriler gerektirmez.
Sessiz bir güven, sade bir bakış, insanın omzuna konan içten bir el çoğu zaman bin sözden daha değerlidir.
Gösteriş,çoğu zaman içi boş hayatların parlak ambalajıdır.
Parlak görünür ama dokunduğunuzda derinlik bulamazsınız.
İnsan ruhu ise başka bir şey arar. Sahicilik ister. Samimiyet ister. Dayanabileceği bir omurga, güvenebileceği bir karakter ister.
Dik duruş dediğimiz şey yalnızca bir tavır değildir.İnsanın kendi vicdanıyla kurduğu sessiz anlaşmadır. Kimsenin görmediği anlarda bile doğru tarafta kalabilme iradesidir.Kolay değildir.Çünkü insanı en çok zorlayan şey dışarıdaki düşmanlar değil, içindeki korkulardır.
Nazik olmak da öyle…Zayıflık değildir.Aksine güçlü bir ruhun işaretidir.Kaba olmak kolaydır. Bağırmak kolaydır. Kırmak kolaydır. İncelik ise emek ister.İnsan olma gayretinin en zarif halidir.
Ağırbaşlı insanların cümleleri gürültülü değildir ama arkası doludur.Sözleri bağırmaz;fakat insana uzun süre düşünme bırakır. Çünkü gerçek hayat tecrübesi,insanın kelimelerine ağırlık verir.
Sevgi de böyledir aslında.Hesap yapılmadan yaşandığında gerçek olur.
Karşılık beklemeden verildiğinde büyür. İnsan ruhunu ayakta tutan en güçlü bağlardan biri budur.Çıkarın olmadığı yerde sevgi daha berrak görünür.
Bir insanı güzel yapan şey yüz hatları değildir. Zaman yüzleri değiştirir.Yıllar en parlak güzellikleri bile siler.Kalıcı olan tek şey karakterdir.
Karakteri olan insan gösterişe ihtiyaç duymaz.Onun varlığı zaten bir ağırlık taşır.Gürültüsüz ama güçlü bir etki bırakır.
Belki de bu yüzden hayatın en değerli insanları en sade yaşayanlardır. Kendini anlatmaya çalışmazlar. Hayatıyla anlatırlar.
Sessiz ama sağlam bir hikâye gibi…
Murat İLERİ