İnsan,çoğu zaman hayatın omzuna gereğinden fazla anlam yüklüyor. Yaşadığı her acının bir açıklaması,her suskunluğun bir cevabı,her gidişin ardında büyük bir sebep arıyor.

Oysa ömür,her zaman konuşan bir şey değil.Bazen sadece olur.Bazen içinden geçer.Bazen de insanı hiçbir açıklama yapmadan değiştirir.
En büyük yorgunluklardan biri, her şeyi anlamaya çalışma çabasıdır. Kalp ayrı bir yerden sızlarken,akıl başka bir yerden hesap sorar.İnsan hem yaşadığını taşır hem de niçin yaşadığını çözmeye uğraşır. İşte asıl yıpratan da budur.Çünkü bazı duyguların tarifi yoktur,bazı kırılmaların dili yoktur,bazı kayıpların ardından cümle kurmak bile ağır gelir.
Beklentiler de insanın içine en sessiz yerden çöken yüklerdendir. Birinden vefa beklemek,bir sözün tutulmasını istemek, iyiliğin karşılığını görmek,sevginin aynı sıcaklıkla geri dönmesini ummak… Bunların hepsi insana çok doğal gelir.Ne var ki hayat, çoğu zaman bu doğallığın karşısına sert bir gerçekle çıkar.Herkes senin kadar düşünmez, herkes senin kadar hissetmez,herkes senin kadar kalpten bakmaz.
İnsanın olgunlaşması biraz da burada başlar. Dışarıdan gelecek merhamete bel bağlamadan ayakta durabilmekte… Kimseden mucize beklemeden sabahı karşılayabilmekte… İçindeki boşluğu başkalarının sözüyle değil,kendi sessizliğiyle doldurabilmekte… Çünkü insan,bir yerden sonra anlar ki bazı eksikler tamamlanmaz; yalnızca taşınmasını öğrenirsin.
Hayat denilen şey aslında büyük cümlelerin değil, küçük gerçeklerin toplamıdır.
Sabah uyandığında pencereye vuran ışık,derin bir nefes, içini yaksa da atan bir kalp,hiç konuşmadan seni ayakta tutan bir sabır…
Yaşam çoğu zaman gösterişli değil; sade,sessiz ve derindir.Gürültüyle değil,dayanma gücüyle kendini belli eder.
Geçmişin insana bıraktığı izler kolay silinmiyor.Geriye dönüp bakıldığında görülmeyen nice yara,zaman geçtikçe daha çok beliriyor. Söylenmeyen sözler, yarım kalan vedalar, içte kalan sitemler insanın ruhunda ince ince birikir. Fakat her dönüp bakış,iyileştirmez. Bazı yaralar kurcalandıkça derinleşir.
Bazı kapılar yeniden çalınmamalıdır.
Bazı yollar yalnızca geride bırakıldığında huzur verir.
İnsanın kendi içine dönmesi,çoğu zaman en çetin yolculuktur.
Dışarıya karşı güçlü duran nice insan, geceleri kendi sessizliğinin içinde çözülür. Gülümseyen yüzlerin ardında ne fırtınalar saklıdır, ne yorgunluklar birikir, ne özlemler susar… Edebiyatın insana dokunan yanı da burada ortaya çıkar. Bir cümlede kendini bulursun, bir satırda içinin acısını görürsün,bir kelimede yıllardır sustuğun duyguların yankısını duyarsın.
İnsanın ruhu bazen bir şiir gibi yaşar hayatı.
Kimi dize olur içine çöker, kimi sessizlik olur boğazında düğümlenir,kimi anı olur yıllar geçse de silinmez.
Bu yüzden herkesin içinde görünmeyen bir hikâye vardır. Kimse dışarıdan göründüğü kadar tamam değildir.
Her insan, biraz eksik,biraz kırgın, biraz yorgun,biraz da umutla yürür.
Asıl mesele de belki budur:Hayatı olduğu gibi kabul edebilmek.
Her şeyin düzelmeyeceğini bilerek yine de sabahı karşılamak… Herkesten iyilik gelmeyeceğini anlayıp kalbini yine de kirletmemek… Geçmişin ağırlığını sırtında hissederken, bugünün nefesini tüketmemek… Çünkü yaşam, kusursuzluk değil; devam edebilme kudretidir.
İnsan bazen sadece yaşamalıdır.
Büyük anlamlar aramadan,fazla beklenti kurmadan, kendini tüketen hesapların içine düşmeden yaşamalıdır.
Nefes almanın bile başlı başına bir direniş olduğu günler vardır.
Ayakta kalmak, başlı başına bir zafer olur kimi zaman.Güç dediğin şey de çoğu zaman gürültü çıkarmaz; sessizce sürer, derinden yürür, kimseye görünmeden insanı taşır.
Ömür uzun sanılır ama değildir. Zaman bol sanılır ama değildir.
İnsan,her şeyi telafi edecek kadar güçlü olduğunu düşünür ama değildir.
Geriye dönüp bakıldığında elde kalan şey çoğu zaman büyük başarılar değil;nasıl sabrettiğin, nasıl direndiğin,nasıl düştüğün yerden yine kalktığındır.
Bu yüzden hayatı zorlamaya gerek yok.İnsanı da… Gidene engel olmaya,gelmeyeni beklemeye, sevgisini esirgeyenden merhamet ummaya lüzum yok.
Kalbi yoran her şeyden biraz uzaklaşmak,ruhu inciten her şeyi olduğu yerde bırakmak bazen en doğru olandır.
Yaşa…
Ama başkalarının istediği gibi değil, kendi ruhunun kaldırdığı kadar yaşa.Sevilmediğin yerde ısrar ederek değil,kendini eksiltmeden yaşa. Geçmişin gölgesinde boğularak değil, bugünün nefesini hissederek yaşa. Çünkü insanın elinde kalan en gerçek şey,sahip olduklarından çok taşıyabildiği duygulardır.
Sonunda herkes biraz hatıraya dönüşecek.
Bir ses,bir yüz,bir cümle,bir özlem olarak kalacak dünyada.
Geriye ise şatafatlı sözler değil, yüreğin içtenliği kalacak. İşte bu yüzden hayatı ağırlaştırmadan yürümek gerek. Sessizce,vakurca, derinden…
Çünkü bazen yaşamak,tek başına en büyük anlamdır.

Murat İLERİ