İnsanı hayatta en çok yoran şey açık düşmanlık değildir. Açık olanla baş edilir.Asıl yük,dar gönüllerin sessiz kuşkularıdır.
Korkularını akıl sananlar,tedbir diye adlandırdıkları şeyle aslında kendi iç darlıklarını savunurlar.
Erdem onlara fazla gelir.Sessizlik rahatsız eder. Yumuşaklık tehdit gibi algılanır.
Dar gönüllü insan çok düşünür ama düşünce burada anlamaya değil, suçlamaya çalışır. Büyüyeni tehlike sayar.Doğru duranla arasına mesafe koyar.Çünkü doğru, insana kendini sorgulatır.
Kendini sorgulamak ise herkesin harcı değildir.
İnsan yumuşak kaldığında zayıf sanılır.Suskun kaldığında hor gördüğü düşünülür. Oysa suskunluk bazen uzun bir özlemin sonucudur. İnsan bekleye bekleye olgunlaşır. Hasreti taşıya taşıya kalbi genişler.
İçinde kavuşma umudu olmayan biri merhameti de anlayamaz.
Özlem yalnızca bir kişiye duyulmaz. İnsan bazen anlaşılmayı özler. Bazen adaletin yerini bulmasını. Bazen de doğru kalmanın karşılıksız kalmamasını. Bu bekleyiş insanı sertleştirmez, derinleştirir.
Sessiz bir gurur oluşur burada. Gösterişsizdir... Kendini anlatma ihtiyacı duymaz.
Dar gönüllerin en çok tahammül edemediği şey de budur.
Erdemli insanı erdeminden dolayı yargılarlar.
Yanlışı severler çünkü yanlış kalabalıktır.
Doğru ise çoğu zaman yalnız yürür. Yalnız yürüyen herkes kuşku uyandırır.
Oysa yalnızlık bazen bir tercihtir,bazen de bedel.
İnsan yine de içinden şöyle der: Suçsuzdurlar, dünyaları dardır.
Bu bir bağışlama cümlesidir.
Fakat bağışlama, dar gönüllerde küçümsenme gibi duyulur.
Merhamet bile gizli bir hesap sanılır. İyilik çoğu zaman beklenmedik yerlerden yaralanır.
Özlem tam burada derinleşir.
İnsan vazgeçmez. Sertleşmez.
Yoluna devam eder. Kavuşma fikrini kirletmeden taşır içinde.
Çünkü bilir ki bazı kavuşmalar aceleye gelmez.
Vakti gelmeden ulaşılmaz.
Kavuşma her zaman bir yüzle olmaz. Bazen insan kendi vicdanına varır. Bazen sabrının boşa gitmediğini anlar. Doğru kalabildiği için içi rahatlar.
Dar gönüller yine konuşur, yine yargılar.
Fakat artık insanın yolu onlardan geçmez.
Sonunda insan şunu öğrenir:Özlemi taşıyabilen, kavuşmayı da incitmez.
Sabırla yürüyen, iyiliği terk etmeyen herkes,bir gün mutlaka kendine ulaşır.
İşte gerçek kavuşma tam da oradadır.
Murat İLERİ