Toplumsal yapıya uygun siyasal düzenler ve yönetim sistemleri, ülkelerin geleceği için önemli güç unsurlarıdır. Türk Ulusu, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı Meclis eliyle yürütmüş olan bir tarihe sahitir. Kurtuluşun ve Kuruluşun Lideri, siyasal sistem tercihini; “Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir” sözleriyle ortaya koyar. Cumhuriyet’in yönetim sistemi ise, yine kurucu irade tarafından Büyük Millet Meclisi’ne dayalı Cumhurbaşkanlığı ve Büyük Millet Meclisi’ne dayalı Hükümet (Başbakanlık) Sistemi olarak belirlenmiştir.
1961 Anayasası ile devletin niteliği denetsel olarak bir üst aşamaya taşınarak“kuvvetler ayrılığı ilkesi” benimsendi. Böylece kurumsal devlet yapısı öne çıkarıldı. Siyasal baskılardan uzak, özerk devlet kurumları oluşturuldu. Meclis’in ve yargının, yönetim üzerindeki denetim yetkileri artırıldı.
Cumhuriyet sonrası, Türk halkı, Kurtuluş, Kuruluş ve uluslaşma sürecinde ortaya konulan siyasal sistemi yüksek oranda sahiplendi. Türkiye’de, ulusal değerlerin sahiplenilmesi söz konusu olduğunda; Avrupa’nın, Amerika’nın ve Asya’nın halkalarından daha olumlu siyasal bir biçimlenişsöz konusudur. Siyasete ve seçimlere katılım oranları bunu doğrulamaktadır. Ortaya konulan önemli araştırmalarda var. Cumhuriyet tarihi boyunca, Türkiye üzerinde yurt içi ve yurt dışı merkezli Batılı strateji ve araştırma kuruluşlarının çalışmalar yaptığı biliniyor. Halk arasında dönemsel olarak (5-10 yıllık) siyasal, dinsel ve etnik duyarlık araştırmaları yapılıyor. Derlenen sonuçlara göre, yurdumuzda Cumhuriyet karşıtlığı oranı % 8-%10 dolayındadır. Yurdun bütünlüğünü, halkın ayrışmaz birliğini hedef alan bölücü/ayrılıkçı eğilime destek oranı ise % 5’ler dolayındadır. Ulusal Kurtuluş sürecinin başlangıcında, “Milli Varlığa Düşman Cemiyetler” başlığı altında bölücü ve yıkıcı oluşumlar (Nutuk) ayrıntılı inceleme konusu olmuştur. Dünden bu güne, devletin varlığına ve Cumhuriyet düzenine karşı içeride başlatılan her türlü kalkışmanın perde arkasında, Türkiye’yi hedef alan emperyalist ülkelerle işbirliği vardır.
Bütün olumsuzluklara karşın, halkımızın, % 85 gibi büyük bir çoğunluğu, Kurtuluş ve Kuruluş sonrasıorganize edilen çağdaş toplumsal yapıdan, yurdun bölünmezliğinden ve birliğinden yana görüş birliği içindedir. Anayasamızın ilk dört maddesinde somutlaşan kararlılık etrafında halkın biçimlenişi, Türkiye’nin en büyük gücü ve güvencesidir. “Türkiye’nin Milli Güç Unsurlarının” başında gelen, Düzeni, Yönetim Sistemi ve seçimlerde de % 85 gibi büyük bir oranla halkının bu sistemi onaylaması söz konusuydu. Ortaya çıkan seçim sonuçlarına göre yönetim sorununu çözebilen bir siyasal sistem avantajı vardı.
Başkanlık sistemiyle birlikte siyasal ittifakların seçim öncesinde yapılması zorunlu duruma getirildi. Bu değişimle, seçimler sonucu ülkenin çıkarları doğrultusunda, yurtseverlik ekseninde ortak hükumet kurma olanağı tümüyle ortadan kalktı. İktidara gelebilmek için %50 +1 oranında halk desteği elde edilmesi zorunlu oldu. Başkanlık sistemi uygulaması sonrası deneyimsel olarak, nitelikli çoğunlukla seçimleri kazanmanın, başlangıçta ( fiili 2014, yasal olarak 2017 yılında) iddia edildiği gibi, toplumu birleştirici bir etki yaratmadığı çok açıktır. Aksine, son on yılda yapılan iki seçim (2018, 2023) göz önüne alındığında, seçmeni ve siyasal oluşumları daha da ayrıştırıcı gelişmeler yaşandı. 2017 yılında benimsenen sistem sonrası, siyasal olarak birbirine yakın partiler arasında birleşmeler değil, daha çok sayıda siyasal partinin kuruluşuyla yeni ayrışmalar görüldü. Seçim öncesi ittifaklarla iktidarın korunması ve muhalefetin desteğini artırarak iktidar olabilmesi için bindelik oranda seçmen desteğine sahip siyasal partilerle ittifak arayışları gündeme geldi. Yine, ülkenin bölünmezliğini ve halkın birliğini hedef alan terör örgütlerini, terör eylemlerini kınamayan; egemenliğimizin ve bağımsızlığımızın sembolü Türk Bayrağı’na saldırarak onu yırtan; terör örgütü liderinin afişlerini, sembollerini tüm etkinliklerinde en yükseklere asabilen siyasal partilerle ittifak arayışları da gündeme geldi. Terör örgütü liderine “Kurucu Önder” şeklinde, coşku ve övgü ile seslenişlere tanık olundu. Yüce Meclis içinde terör örgütü sevicileri ve destekçileriyle ortak komisyonlar kuran, yasalar ve anayasa maddelerihazırlayan bir sürece doğru ilerliyoruz.
Yine, devletin temel değerleriyle, Anayasamızın ilk dört maddesi ile ulusal kurtuluş ve kuruluş süreci ruhuyla sorunlu, Cumhuriyet karşıtı gerici siyasal oluşumlarla yapılan ittifaklarla iktidar arayışları söz konusudur.
Geldiğimiz aşamada; AKP’nin, büyük bir hızla düşünsel dönüşüme uğrayan MHP’nin; dağlarda ve şehirlerde silahlı terör saldırılarıyla kırk senedir başarılamayanı mecliste, barış içinde başarmaya öncülük etme coşkusu doruklara tırmanmış olan DEM Parti yöneticilerinin olağanüstü çabaları anlaşılabilir bir durumdur. Devlette yaşanmakta olan değişimler, Kurtuluş ve Kuruluş sürecinin askeri ve siyasi “Harekat Merkezi” konumundaki, Kemalist sürecin ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin mirasına sahiplik iddiasındaki “Yeni CHP’nin” ve ondan “yeni kopan” Yeni Parti’nin baş aktörlerinin en heyecanlı destekleri ile şekilleniyor olması şaşırtıcıdır. İktidar ve “dava” partileri konumundaki; AKP, MHP ve DEM Parti’nin uyanış aşamasına kadar seçmen tabanlarının desteğini koruyabilmeleri olağan karşılanabilir. Ancak, MHP, DEM Parti ve AKP ile birlikte, “Yeni Türkiye’yi” şekillendirmek üzere ortak bir anlayışa hizmet için CHP’nin bölünmesini sağlayan Yeni CHP ve yeni türevi Yeni Parti’nin seçmen tabanlarının ilk seçimlerde vereceği tepki büyük bir merakla bekleniyor. Yapılan eğilim yoklamaları, muhalif görünen siyasal eksenin iktidar olma iddiasının aksine, iki partinin de destek oranlarının çöküşüne işaret ediyor. Bu sonuçlar ise, iktidara tırmanırken, CHP’nin dağıtılması sonrası, MHP, DEM Parti ve AKP’nin koordinatörlüğünde Türkiye Cumhuriyeti’nin dönüştürülmesine yönelik “Çerçeve Yasaya”Özgür Özel ve Kılıçdaroğlu yönetim ekiplerinin iki koldan destek vermeleri gerçek niyetlerini bulanık duruma getiriyor.
Başkanlık sisteminde, iktidar ve muhalif siyasal aktörlerin yanlış politik yönelimler ve ulusal davayı geri iten kişisel davayı öne çıkaran söylemleriyle, % 85 oranın üstünde yurtsever biçimlenişine sahip seçmen kitlesi ortadan ikiye bölündü. İkinci aşamada ise, ülkenin ve halkın geleceğini kendi şahsi ve ailevi geleceğinden önde gören, %30 dolaylarında bir oranı oluşturan, destek verdikleri partiler muhalefetteyken bile önemli konularda iktidarlara yön verebilen Atatürkçü seçmen kitlesi de ikiye bölündü. Günümüzde iktidar arayışı, % 85 yurtsever kitle bir yana itilerek, verilen/verilecek ödünlerle, % 15 oranında desteğe sahip, “Milli Varlığa Düşman” oluşumlarla yapılan ittifaklara bağlanmaktadır. İzlenmesi gerekli siyasal yol, büyük kitle içinden %50+1 oranına, yani yeni bir iktidara ulaşma çabası olmalıdır. Ve kurulacak yeni iktidar döneminde yeniden parlamenter çoğulcu demokrasiye dönüştür.
Geleneksel olarak öne çıkmış olan muhalefet partilerinin yöneticileri yurtsever Türk Halkının beklentilerine, günümüz iktidarına karşı ortaya koyduğu siyasal tercihlerine uygun politikalar yapamıyorlar. Bütün çabaları örgütsel yapılarını ve seçmen tabanlarını dönüştürme, iktidar ve siyasal ittifaklarıyla uyumlaştırma çalışmalarından oluşuyor. Bu nedenle seçim anketlerine verilen yanıtlarda, hiçbir partiye destek vermeyecekler seçeneği, ankette birinci görülen partinin destek oranından daha yüksek olduğu dikkat çekiyor.
Başkanlık düzeni halkın karakterine uygun değildir. Ulusun çıkarlarına aykırıdır. Bu düzen değişmelidir. Bunun başarılabilmesi için iktidarın gizli ortağı konumdaki muhalefet yöneticileri değiştirilmelidir.