Akademide sık sık Türk Devletleri Teşkilatı ve Türk dünyasının birlikte hareket etmesi üzerine neler yapılabileceği konuşuluyor. Bazı konular gündemden düşmez, çünkü çocuklarımızın yaşayacağı dünyayı da ilgilendirir. Türk dünyasının birlikte hareket etmesi ve bunun kurumsal çatısı olan Türk Devletleri Teşkilatı böyle bir konudur.

Son yıllarda uluslararası ilişkilerden iktisada, tarihten eğitime pek çok alandan akademisyen bu konu üzerinde düşünüyor. Teşkilatın bir "Türk Birliği"ne dönüşüp dönüşemeyeceği, ekonomik bütünleşmenin imkânları ve kurumsallaşmanın güçlükleri hakemli dergilerde ayrıntılı biçimde tartışılıyor.

Çok kutuplu hale gelen, ticaret yollarının savaşlarla kesildiği bir dünyada, ortak tarih, dil ve kültür bağı taşıyan devletlerin nasıl birlikte hareket edeceği düşünülmeyi ve çalışılmayı hak eden bir sorudur. Bu yazıyı, bu tartışmayı vatandaşın gündemine taşımak için kaleme aldım. Zamanlama da anlamlı: Teşkilatın 13. Zirvesi 30 Ekim'de "Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik" temasıyla Ankara'da toplandı.

Bugünkü yazının konusu, devletler arasındaki yakınlaşmanın insanların hayatında bulduğu karşılık.

Bir üniversite öğrencisi başka bir Türk ülkesinde eğitim alabiliyor, küçük bir üretici ürününü daha az masrafla satabiliyor, bir araştırmacı meslektaşıyla ortak çalışma yürütebiliyorsa, yakınlaşma hayatta karşılık buluyor demektir. Teşkilatı güçlendirmeyi de bu somut faydalar üzerinden konuşmalıyız. Vatandaş, büyük siyasi hedeflerin kendi hayatında neyi değiştireceğini bilmek ister ve bunda haklıdır.

1991 sonrasında gelişen ilişkiler, 2009 Nahçıvan Anlaşması'yla kurumsal bir yapıya kavuştu. Teşkilat bugünkü adını ve uzun vadeli yol haritası olan "Türk Dünyası 2040 Vizyonu"nu 2021'de aldı. Şimdi önümüzdeki eşik, bu birikimi halkların refahını artıracak, gençlerin geleceğe güvenini güçlendirecek iş birliklerine dönüştürmektir.

Avrupa Birliği'ne benzer bir yapılanma düşüncesi değerlidir. Ancak ülkelerin ekonomik imkânları, dış ilişkileri ve egemenlik kaygıları farklıdır; aynı hızda ilerlemeleri beklenemez. Avrupa deneyiminin dersi burada yol göstericidir: Hazır olan ülkeler belirli alanlarda birlikte ilerlemeli, kurallar açık olmalı, uygulama izlenmelidir.

Türkiye ile üye ülkeler arasındaki ticaret 2002'de 871 milyon dolardan 2025 sonunda 16,9 milyar dolara çıktı. Asıl soru, bu büyümeden küçük üreticinin ne kadar pay aldığıdır. Gümrük işlemlerinin kolaylaşması, ortak kalite standartları ve güvenilir ulaşım bağlantıları küçük işletmelerin yeni pazarlara ulaşmasını sağlayabilir. Ankara Bildirisi'nde sınır geçişlerinin kolaylaştırılması hedefinin öne çıkması bu açıdan sevindiricidir.

Türk devletlerinin birlikte kurduğu ilk uluslararası finans kuruluşu olan Türk Yatırım Fonu'nun KOBİ'leri destekleme hedefi de önemlidir. Fonun ilk adımlarından biri, Kazakistan'da kadın girişimcilere ve kırsal işletmelere kaynak ulaştırmak oldu. Başarıyı, yatırımların kaç kişiye iş sağladığına ve yerel üreticiye ne kazandırdığına bakarak ölçmeliyiz.

Doğal gaz ticareti arz güvenliğini destekleyebilir, ama bunun vatandaşın faturasına yansıması kendiliğinden gerçekleşmez; şeffaf sözleşmeler ve kamu yararını gözeten politikalar gerekir. Madencilik ve yenilenebilir enerjideki ortak araştırmalar ise kazancı çevrenin ve çalışanların korunmasıyla birlikte düşünmemizi sağlar.

Türk Üniversiteler Birliği bünyesindeki Orhun Değişim Programı, öğrenci ve akademisyen hareketliliği için hazır bir imkân sunuyor. Daha fazla gence ulaşması için burs, barınma ve derslerin tanınması konularında güvence gerekir; program için özel bir fon kurulması önerisi bu yüzden değerlidir. Zonguldak'taki araştırmacılar Kazakistan'daki meslektaşlarıyla maden güvenliği üzerinde çalışabilir; hekimler afetlere hazırlık ve acil sağlık hizmetlerinde ortak eğitimler geliştirebilir. Böyle projelerin değeri, insanların daha güvenli yaşamasında ortaya çıkar.

Ortak tarih araştırmaları, edebiyat çevirileri, gençlik programları, turizm ve ortak gastronomi rotaları birbirimizi tanımamızı kolaylaştırır. Birbirini tanıyan toplumlar, siyasi anlaşmazlıklar sırasında da ilişkilerini koruyacak bağlar kurar.

Ortak geçmiş, çıkarların her zaman örtüşeceği anlamına gelmez. Bu yüzden karşılıklı saygı ve egemen eşitlik ilişkilerin temelinde olmalıdır; Türk Yatırım Fonu'nun "eşit sermaye katkısı ve eşit oy hakkı" ilkesiyle kurulması iyi bir örnektir. Kazançların adil paylaşılması, küçük ülkelerin ve dar gelirli kesimlerin de fayda görmesi birliğe duyulan güveni artırır.


Teşkilatın geleceği, zirve bildirilerinin uzunluğuyla değil, hayata ne kadar dokunduğuyla ölçülecek. Öğrencinin önünde açılan eğitim yolu, üreticinin artan geliri, çalışanların güvenliği ve bilim insanlarının birlikte ürettiği bilgi ilerlemenin ölçüsüdür. Akademik ilginin de raflarda kalmayıp ortak projelere dönüşmesi gerekir.

Zonguldak gibi madenciliğin, mühendisliğin ve sağlık hizmetinin iç içe geçtiği bir şehrin bu yakınlaşmada söyleyeceği çok şey var. Ortak geleceğe bağlılık, insanlar o gelecekte kendilerine bir yer bulduklarında güçlenir.

Bu yeri birlikte inşa etmek de hepimizin işidir.