İnsan en çok neyi kaybetmekten korkar? Sevdiği bir insanı mı?
İşini mi?
Evini mi?
Ekmeğini mi?
Yoksa bütün bunların arkasında saklanan,kimsenin görmediği o küçük dünyasını mı?
Bazen gecenin bir vakti uyanır insan. Ev sessizdir. Herkes uyuyordur. Dışarıda sokak lambaları yanıyordur.Bir araba geçer uzaktan.Sonra yeniden sessizlik çöker.
İşte insan en çok o sessizlikte kendisiyle karşılaşır.
Kimseye anlatamadığı korkularıyla…
Kimseye göstermediği yaralarıyla…
Kaybetmek istemediği insanlarla…
Hayat boyunca peşinden koştuğu o basit soruyla:
“Bunca mücadele ne içindi?”
Belki de insanın bütün hikâyesi bu sorunun etrafında dönüyor.
Çünkü hayat bize hiçbir şeyi sonsuza kadar vermiyor.
Çocukluğumuz geçiyor.
Gençliğimiz geçiyor.
Sevdiklerimiz değişiyor.
Dostlarımız azalıyor.
Bedenimiz yoruluyor.
Bir zamanlar hiç bitmeyecek sandığımız günler, birer birer arkamızda kalıyor.
Zamanın tuhaf bir adaleti var.
Kimseyi kayırmıyor.
Zengini de fakiri de aynı saatten geçiriyor.
Patronu da işçiyi de aynı yaşlandırıyor.
Güçlüyü de güçsüzü de aynı gerçekle karşılaştırıyor:
Hiçbirimiz burada kalıcı değiliz.
Fakat insan bunu bildiği halde yaşamaktan vazgeçmiyor.
Çünkü yaşamak biraz da unutma sanatıdır.
Yarın ölecekmişiz gibi değil,yarın da yaşayacakmışız gibi plan yapıyoruz.
Çocuklarımızın geleceğini düşünüyoruz.
Evimizin kirasını hesaplıyoruz.
Faturaları ödüyoruz.
Sabah işe gidiyoruz.
Akşam yorgun dönüyoruz.
Sonra ertesi gün yeniden başlıyoruz.
Bütün bunların adına da hayat diyoruz.
Benim için hayatın başka bir adı daha var:
Emek...
Çünkü insanın gerçek hikâyesi çoğu zaman cebindeki parayla değil,o parayı kazanırken döktüğü alın teriyle yazılıyor.
Bir işçinin sabah karanlığında evinden çıkışını düşünün.
Kimse görmez onu.
Kimse alkışlamaz.
Gazetelerin manşetlerine çıkmaz.
Televizyonlarda konuşulmaz.
Ama o insan gider.
Çalışır.
Terler.
Yorulur.
Akşam eve döndüğünde elindeki ekmeği ailesinin önüne koyar.
Bazen o ekmeğin yanında umut da vardır.
Bazen yalnızca borç vardır.
Bazen gelecek kaygısı…
Bazen “Ya yarın işim olmazsa?” korkusu…
İşte insanı asıl yoran şey çoğu zaman yaptığı iş değildir.
Emeğinin bir gün yok sayılabileceği düşüncesidir.
Çünkü insan çalışarak yalnızca para kazanmaz.
Çalışırken kendine bir hayat kurar.
Bir kimlik edinir.
Bir gelecek hayal eder.
Çocuklarının gözünün içine bakabilmek için mücadele eder.
Bu yüzden ekmek mücadelesi, insanın en eski ve en onurlu mücadelelerinden biridir.
Ben bunu iyi bilirim.
Mücadelenin insanı nasıl değiştirdiğini bilirim.
Bazı günler insanın sesi çıkmaz.
Bazı günler konuşacak çok şeyi vardır ama karşısındaki duvar kadar sessizdir dünya.
Bazen hakkını anlatmak için onlarca kapı çalarsın.
Bazen kapıyı açan olmaz.
Bazen açarlar ama seni dinlemezler.
İşte tam o noktada insanın içinde başka bir şey doğar.
Direnme duygusu.
Bu duygu öfke değildir yalnızca.
İnat da değildir.
Bir insanın kendisine,emeğine ve onuruna sahip çıkma biçimidir.
Hayat boyunca şunu öğrendim:
İnsan her savaşı kazanamaz.
Ama bazı savaşlardan kaçarsa kendisini kaybeder.
Asıl mesele de budur.
Kazanmak değil yalnızca…
Bazen kaybettiğinde bile kendinden vazgeçmemektir.
İnsanların çoğu kaybetmekten korkar.
Ben de korkarım.
Hepimiz korkarız.
Sevdiğimiz insanı kaybetmekten…
İşimizi kaybetmekten…
Ekmeğimizi kaybetmekten…
Bir gün yalnız kalmaktan…
Korku, insanı tehlikeye karşı korur.
Ama korku hayatımızın tamamını yönetmeye başladığında,bizi koruyan şey hapishanemiz olur.
O yüzden insan korkusuyla yaşamayı öğrenmeli.
Onu susturmak zorunda değil.
Sadece yerini bilmeli.
Korku arka koltukta otursun.
Direksiyon bizde kalsın.
Çünkü insanın hayatını belirleyen şey, başına gelenler kadar başına gelenlere karşı ne yaptığıdır.
Belki de özgürlük dediğimiz şey tam olarak budur.
Korkarken yürüyebilmek.
Yorulurken devam edebilmek.
Sevdiğini kaybetme ihtimaline rağmen sevebilmek.
Haksızlığa uğrama ihtimaline rağmen hakkını arayabilmek.
Yalnız kalma ihtimaline rağmen doğru bildiğinin yanında durabilmek.
Bunun adı bazen cesaret olur.
Bazen sabır.
Bazen mücadele.
Bazen de yalnızca insan olmak.
Hayatın en acı tarafı şu:
Her şeyin bir sonu var.
Bir gün son kez sarılacağız birine.
Son kez bir sofraya oturacağız.
Son kez bir sokaktan geçeceğiz.
Son kez bir dostun sesini duyacağız.
Fakat o son anın ne zaman olduğunu hiçbirimiz bilmiyoruz.
Belki de bu yüzden bugün elimizde olanı küçümsememeliyiz.
Bugün seviyorsak söylemeliyiz.
Bugün özlüyorsak aramalıyız.
Bugün yanımızda biri varsa sarılmalıyız.
Bugün ekmeğimiz varsa şükretmeli, yarın için de mücadele etmeliyiz.
Çünkü hayat bekleyenleri değil, yaşayanları hatırlıyor.
Ben artık şuna inanıyorum:
İnsanın ömrü, sahip olduklarını korumak için korkarak geçirilemeyecek kadar kısa.
Fakat mücadele etmek için yeterince uzun.
Sevmek için yeterince uzun.
Bir başkasının hayatına dokunmak için yeterince uzun.
Bir çocuğun yüzünü güldürmek için yeterince uzun.
Bir işçinin hakkını savunmak için yeterince uzun.
Bir ekmeği bölüşmek için yeterince uzun.
İnsan bazen kendisine ait sandığı her şeyi kaybedebilir.
Ama bir şeyi kaybetmemeli:
Kendi vicdanını.
Çünkü insanın hayatındaki en karanlık sokak, başkalarının değil, kendi vicdanının kapısını kapattığı sokaktır.
Orada ışık yanmaz.
Orada dost sesi duyulmaz.
Orada insan kendi ayak seslerinden bile korkar.
Ben o sokağa girmek istemiyorum.
Ben emeğin olduğu yerde durmak istiyorum.
Ekmeğin yanında…
İşçinin yanında…
Mücadele edenin yanında…
Düşenin elinden tutanların yanında…
Çünkü günün sonunda hepimiz aynı yere varacağız.
Geride ne kadar para bıraktığımızdan çok,hangi izleri bıraktığımız sorulacak.
Kaç insanın hayatına dokunduk?
Kaç kez haksızlık karşısında sustuk?
Kaç kez korkumuza rağmen yürüdük?
Kaç kez ekmeğimizi bölüştük?
Kaç kez sevdiğimizi söylemekten çekinmedik?
Belki de hayatın gerçek hesabı budur.
O yüzden dostum…
Kaybetmekten korktuğun şeylere daha sıkı sarıl.
Ama korkunun seni yönetmesine izin verme.
Sev.
Çalış.
Mücadele et.
Emeğinin hakkını ara.
Ekmeğinin peşinden onurla yürü.
İnsan bazen bütün kapıların kapandığını sanır.
Oysa bazı kapılar dışarıya değil, insanın kendi içine açılır.
Belki de hayat dediğimiz şey, o kapıyı bulma hikâyesidir.
İşte insan…
Ne kadar yorulursa yorulsun…
Ne kadar kaybederse kaybetsin…
Ne kadar yalnız kalırsa kalsın…
İçinde hâlâ yürüyebileceği bir sokak varsa,
hikâyesi henüz bitmemiştir.
Murat İLERİ