Türkiye günlerdir fon krizini konuşuyor. Rakam büyük: Sermaye Piyasası Kurulu'nun açıklamasına göre tasfiye kapsamına alınan 131 fonda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor.

Yani ortada küçümsenecek bir sayı yok.
Ancak tam da burada sormamız gereken önemli bir soru var:
Yatırım yapan herkes otomatik olarak mağdur mudur?
Bence önce bu sorunun cevabını doğru vermek gerekiyor.
Çünkü yatırım başka, dolandırılmak başka; risk almak başka, bir başkasının hukuka aykırı işlemlerinin mağduru olmak başka.

1 Lira Koyup 500 lLra Bekleyenler .Magdurmuş Öylemi

1 Lira Koyup 500 Lira Kazanmak İsteyenler Mağdur Degildir! Hayatın basit bir ekonomik gerçeği var.
Bir yere paranızı koyuyorsanız, karşılığında daha fazlasını kazanmak istiyorsunuz demektir. Daha yüksek kazanç beklentisi varsa, çoğu zaman bunun karşılığında daha yüksek risk de vardır.
Nitekim SPK'nın kendi yatırım fonu rehberinde de açıkça belirtildiği gibi yatırım fonlarında ana paranın bir bölümünü kaybetme ihtimali bulunmaktadır. Yüksek getiri potansiyelinin yüksek kayıp riskiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiği özellikle vurgulanıyor. Üstelik yatırım fonları mevduat gibi garanti kapsamında da değil.
O halde meseleyi yalnızca “Paramı yatırdım, şimdi devlet paramı geri versin” noktasına indirgemek doğru mudur?
İşte burada durup düşünmek gerekiyor.
Ben bugüne kadar faize para yatırmadım. Borsaya para yatırmadım. Loto oynamadım. Milli Piyango bile almadım.
Bu benim tercihimdir.
Çünkü bir kazancın arkasında mutlaka bir risk olduğunu biliyorum.
Kazanırsam benim, kaybedersem devletin anlayışı ise ekonomik hayatın doğal kurallarını tartışmalı hale getirir.

Tabii ki Gerçek Mağdurları da Ayırmak Gerekiyor

Burada başka bir gerçeğin üzerini de örtmemek lazım.
Fon krizinde yaşananların tamamını “yatırımcı kendi riskini aldı, sonucuna katlansın” diyerek geçiştirmek de doğru değil.
Çünkü mevcut dosyada yalnızca piyasa riski tartışılmıyor. SPK'nın açıklamalarında sermaye piyasası dolandırıcılığı ve manipülasyonunun ayrı bir suç olarak düzenlendiği, yanıltıcı işlemler ve bilgilerle yatırımcıların kararlarının etkilenmesinin yaptırıma tabi olduğu açıkça belirtiliyor.
Yani bir vatandaş normal piyasa riskini alarak yatırım yapmış olabilir.
Fakat eğer birileri piyasayı manipüle etmiş, yanıltıcı bilgiler üretmiş, gerçek dışı değerlemeler oluşturmuş veya hukuka aykırı yöntemlerle yatırımcıların kararlarını etkilemişse, burada artık “yatırım riski” demek meseleyi açıklamaya yetmez.
İşte gerçek mağduriyet ile yatırım riskinin ayrılması gereken yer tam olarak burasıdır.

Siyasetçilere de Bir Sorum Var?

Siyaset kurumuna da burada bir görev düşüyor.
Yüz binlerce yatırımcının bulunduğu bir dosya elbette görmezden gelinemez. Nitekim SPK, 17 Eylül'de 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verdi.
Ancak çözüm aranırken şu soru mutlaka sorulmalı:
Devlet, hukuka aykırı bir işlem nedeniyle gerçek mağduriyet yaşayan vatandaşı mı koruyor, yoksa yatırım kararının bütün ekonomik riskini kamuya mı yüklüyor?
Bu ikisi aynı şey değildir.
Dahası, yüksek kazanç beklentisiyle yatırım yapan herkesin zararını kamu kaynaklarıyla karşılamak gibi bir yaklaşım, yarın başka yatırım alanlarında da benzer beklentiler doğurabilir.
Kazanç özel, zarar kamu anlayışına dönüşürse bunun ekonomik ve toplumsal sonuçlarını da konuşmak gerekir.


İşin en tartışmalı tarafı da burası.
Bir yatırım aracı ciddi kazanç sağladığında yatırımcı o kazancı doğal olarak kendisinin kabul ediyor.
Peki aynı yatırım zarar ettiğinde neden zarar otomatik olarak toplumun ortak meselesine dönüşüyor?
Elbette hukuka aykırı bir işlem varsa hesabı sorulmalı.
Elbette manipülasyon varsa yapanlar ortaya çıkarılmalı.
Elbette yatırımcıyı yanıltanlar varsa hukuk önünde hesap vermeli.
Ama bunun adı “zarar ettim, devlet ödesin” olmamalı.
Çünkü devletin görevi insanların her yatırım kararını garanti etmek değil; piyasaların kurallara uygun işlemesini sağlamak, hile ve manipülasyonu engellemek ve hukuka aykırı eylemlerin hesabını sormaktır.

Devletin görevi Kuralı Korumaktır

Bugün asıl tartışmamız gereken, 455 bin 758 kişinin tamamına aynı etiketi yapıştırmak değil.
Kim gerçekten ne yaşadı?
Kim normal piyasa riski nedeniyle zarar etti?
Kim yanlış yönlendirildi?
Kim manipülasyonun hedefi oldu?
Kim hukuka aykırı işlemler nedeniyle zarar gördü?
Ve en önemlisi:
Ortaya çıkan zararın hangi bölümünden kim sorumlu?
Bunların tamamı belgelerle ortaya konulmalı.
Nitekim SPK, 1 Ekim itibarıyla tasfiye sürecindeki fonlarda belirli yatırımcılara yönelik ara ödeme mekanizmasının uygulanacağını açıkladı. Bu da sürecin yalnızca siyasi söylemler üzerinden değil, düzenleyici kurumların belirlediği hukuki ve mali çerçeve üzerinden yürütüldüğünü gösteriyor.

Son sözüm açık:
Yatırım yapan insanı suçlamayalım. Ama yatırım riskini de mağduriyet kisvesi altında topluma fatura etmeyelim.
Hukuksuzluk varsa sonuna kadar araştırılsın.
Manipülasyon varsa hesabı sorulsun.
Gerçek mağdur varsa hakkı teslim edilsin.
Ama sırf siyaseten alkış almak için, “herkesin zararını bir şekilde devlet karşılasın” kolaycılığına da gidilmesin.
Çünkü ekonomi duygularla değil, kurallarla yürür.

Eğri oturup doğru konuşalım.
Birileri para kazanırken kazancı kendisinin görüyorsa, kaybettiğinde de önce kendi aldığı riskin hesabını yapmak zorunda.
Devletin görevi ise yatırımcının her kazancını garanti etmek değil; hukuku, piyasayı ve adaleti korumaktır.

Ne Halleri Varsa Görsünler

Yüksek kazanç beklentisiyle yatırım yapan herkesin zararını kamu kaynaklarıyla karşılanması kabul edilemez

Kazansaydılar paraları kendileri yiyeceklertiler, kaybettiklerinde niçin onların paralarını Biz ödüyoruz ki. Ne halleri varsa görsünler