İnsan bazen içinde taşıdığı duyguların ağırlığı altında ezilir. Söylemek ister, susar.
Yazmak ister, kelimeler boğazına düğümlenir. Çünkü bazı hisler vardır ki kâğıda döküldüğünde eksilir, dile geldiğinde anlamından bir parça kaybeder.
Oysa insanın yüreğinde büyüyen aşk, hiçbir cümlenin sınırlarına sığmayacak kadar derindir.
Birini sevmek, yalnızca yüzünü özlemek değildir. Onun yokluğunda bile varlığını hissetmek, kalabalıkların ortasında gözlerini aramak, gecenin en sessiz saatinde adını içinden geçirmektir. Bazen bir bakış, yıllarca anlatılamayan bir hikâyeyi tamamlar. Bazen tek bir suskunluk, binlerce kelimeden daha fazlasını anlatır.
İnsan ruhunun en tuhaf yanı, aklın vazgeç dediği yerde kalbin hâlâ umut taşımasıdır. Akıl unutmayı emreder, gönül hatırlamayı seçer. Gurur sus der, özlem konuşur. İnsan kendi içinde iki ayrı dünyaya bölünür. Bir yanı gitmek ister, diğer yanı bir ömür aynı yerde beklemeyi göze alır.
Belki de aşk, insanın kendisine bile itiraf edemediği en büyük teslimiyettir. Bir başkasının varlığında kendini bulmak, onun sesinde huzuru, gözlerinde hayatı aramaktır. Sevdiğin insan artık yalnızca bir insan değildir; sabahın ilk ışığı, gecenin son düşüncesi, yarım kalmış bütün cümlelerinin gizli öznesidir.
Felsefe bize insanın varlığını sorgulatır. Psikoloji, bağlanmanın ve özlemin insan ruhundaki izlerini anlamaya çalışır. Edebiyat ise bütün bunların kelimelere sığmayan tarafını anlatır. Fakat aşk, bazen bütün bu tanımları sessizce hükümsüz bırakır.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza yalnızca girmez; zamanın anlamını değiştirir. Geçmişimizi başka türlü hatırlatır, geleceğimizi başka türlü hayal ettirir. Onlarla birlikte geçen bir gün ömre bedel olurken, ayrı geçen bir saat koca bir geceye dönüşür.
İşte insanın çaresizliği tam da burada başlar. İçinde koca bir deniz taşırken birkaç kelimeyle kendini anlatmaya çalışır. Yazar, siler, yeniden yazar. Her cümlenin sonunda söyleyemediği başka bir cümle kalır. Zira gönlün diliyle kalemin dili hiçbir zaman aynı değildir.
Belki de aşkın en güzel tarafı, anlatılamayan yerde başlamasıdır.
Bugün bütün kelimeleri bir kenara bırakıp tek bir gerçeği söylemek istiyorum:
Seni sevmek, kalbimin içinde sana bir yer açmak değildi. Seni sevmek, hayatımın bütün yollarının sana çıktığını fark etmekti.
Çünkü insan bazen birini sevmez yalnızca; onunla birlikte yaşlanmayı, aynı gökyüzüne bakmayı, aynı yağmurun altında ıslanmayı, aynı sessizliğin içinde huzur bulmayı da sever.
Kimi aşklar şiire sığmaz. Kimi özlemler bir ömre yetmez. Kimi insanlar ise insanın kalbinde değil, doğrudan kaderinde yaşar.
Belki de bütün mesele budur: Bir ömür yaşarsın ama bazı insanları sevmeye ömrün bile yetmez...
.... ... ... ... ... ...
Bir kalbe sığmadın, ömrüme taştın,
Ben kendimi ararken sana yaklaştım.
Herkes zamanı yaşadı, ben seni bekledim,
Bir ömürlük sevdim, bir ömre yetmedim.
Murat İLERİ