İnsan bazen dünyaya değil, kendi ruhunun karanlığına yenilir. Kimse fark etmez bunu. Sokaklarda yürür,
insanlarla konuşur,gülümser bile.Oysa içinde, kimsenin duymadığı bir çöküş yaşanır.
Bir gün çocukluğunun sokaklarına dönersin,evler yerindedir ama hatıraların üşür. İnandığın insanlar değişmiş, güvendiğin duvarlar yıkılmıştır. Aynaya bakar, kendine şu soruyu sorarsın:Ben mi yanlış yaşadım, yoksa doğrularımın hükmü mü kalmadı bu dünyada?
Adaletin sustuğu, zalimin kendinden emin yürüdüğü bir yerde insanın içindeki isyan da yorulur.
Önce haykırırsın, sonra susarsın.En sonunda kendi sessizliğinden utanmaya başlarsın.İşte o an anlarsın,insanın en ağır cezası, başkalarının ona yaptıkları değil, geceleri kendisinden kaçamamasıdır.
Bazen çocukluğunun geçtiği bir eve sığınmak istersin. Kapıyı kapatıp dünyanın seni bulamayacağını sanırsın.Oysa geçmiş çoktan içeri girmiştir.
Karanlıkta oturur, gözlerinin içine bakar ve tek bir soru sorar:
“Bunca şey yaşadın; peki, kendinden geriye ne bıraktın?”
Belki de insanın gerçek yenilgisi düşmek değil, yeniden ayağa kalkacak gücü kendinde bulamamaktır.Yine de son bir umut vardır:
Bütün kötülüklere rağmen kalbinde merhamet, ruhunda hakikat duygusu hâlâ yaşıyorsa,henüz tamamen kaybolmamışsındır.
Çünkü insan bazen bütün dünyayı kaybeder de kendisini kurtarır. Bazen de dünyayı kazanırken kendi ruhuna yabancılaşır.
En korkunç yalnızlık,kimsenin seni anlamaması değil,bir gün senin bile kendini anlayamaz hâle gelmendir.
Bir gün döner miyim bilmem o eski kendime,
Bir avuç çocukluk sakladım yorgun yüreğime.
Dünya benden çok şey aldı,sustum, incindim,
Yine de yenilmedim, kendime geç kaldım sadece…
Murat İLERİ