Felaket yağmurları ve Belediye Başkanları!

Doğanın gücü belediyelerin yetersizliği…

Yağmur Felakete Dönüştü…

Peki...Sorumluluk Kimde?

Doğal afetleri önleyemeyebiliriz…

Felaketlerin ağır sonuçlarını azaltmak mümkündür.

Yazıma bu başlıklarla başladım. Devam edelim…

Türkiye'nin dört bir yanında etkili olan şiddetli yağışlar; can kayıplarına, büyük maddi zararlara ve vatandaşlarımızın tarifsiz acılar yaşamasına neden oluyor. Her felaketin ardından aynı görüntülerle karşılaşıyoruz: Sular altında kalan sokaklar, taşan dereler, kullanılamaz hâle gelen yollar, zarar gören evler ve hayatını kaybeden insanlar…

Elbette hiç kimse yağmurun yağmasını engelleyemez. Doğanın gücü karşısında insanın çaresiz kaldığı anlar vardır. Ancak asıl sorulması gereken soru şudur: Yağmurun felakete dönüşmesini önlemek için gereken tedbirleri zamanında alıyor muyuz?

İşte tam da bu noktada yerel yönetimlerin, belediye başkanlarının ve ilgili bütün kamu kurumlarının sorumluluğu gündeme geliyor.

Belediye başkanlığı yalnızca yol yapmak, park düzenlemek, açılışlara katılmak ve vatandaşlara hizmet sunmaktan ibaret değildir. Bu görev, aynı zamanda şehirde yaşayan insanların can güvenliğini korumak, altyapıyı güçlendirmek ve muhtemel afetlere karşı hazırlıklı olmak anlamına gelir.

Peki, şiddetli yağışlar karşısında belediyeler ne yapabilir?

Öncelikle yağmur suyu kanallarının, mazgalların ve kanalizasyon sistemlerinin düzenli olarak temizlenmesi gerekir. Dere yataklarının ve suyun doğal akış güzergâhlarının korunması, riskli bölgelerin önceden belirlenmesi ve altyapının artan yağış yükünü karşılayabilecek şekilde geliştirilmesi büyük önem taşır. Plansız yapılaşmanın önüne geçilmesi, taşkın riski bulunan alanlarda gerekli önlemlerin alınması da belediyelerin ve ilgili kurumların öncelikleri arasında olmalıdır.

Üstelik bütün bunlar yalnızca yağmur yağarken hatırlanacak işler değildir. Asıl hazırlık, güneşli günlerde yapılmalıdır.

Peki, bütün sorumluluğu belediye başkanlarına yüklemek doğru mudur?

Hayır. Çünkü büyük ölçekli su yönetimi, dere ıslahı, barajlar, ana drenaj sistemleri ve afet koordinasyonu gibi konularda belediyelerin yanı sıra merkezi yönetimin ve ilgili kamu kurumlarının da görevleri bulunabilir. Belediyelerin yetkileri ve sorumlulukları, yapılacak işin niteliğine göre değişir. Bu nedenle yaşanan her felaketin ardından yalnızca bir kurumu suçlamak yerine, hangi kurumun hangi görevi yerine getirmediğini açıkça ortaya koymak gerekir.

Ancak bu gerçek, hiçbir yöneticinin sorumluluktan kaçmasına da gerekçe olamaz.

Bir belediye başkanı, kendi yetki alanındaki eksiklikleri gidermek, tehlikeleri önceden belirlemek, ilgili kurumlarla koordinasyon kurmak ve vatandaşları zamanında uyarmak zorundadır. Yetkisini aşan konularda ise ilgili kurumlarla iş birliği yapmalı, gerekli talepleri ısrarla takip etmeli ve çözümsüz kalan sorunları kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşmalıdır.

Felaket başladığında yapılabilecekler de vardır: Riskli bölgelerde yaşayan vatandaşların uyarılması, tahliye gereken yerlerde güvenli tahliyenin sağlanması, ekiplerin hazır tutulması, su baskınlarına müdahale edilmesi ve zarar gören vatandaşlara hızlı yardım ulaştırılması bunların başında gelir.

Elbette olağanüstü büyüklükteki bir afette bütün zararları önlemek mümkün olmayabilir. Fakat zamanında alınan tedbirler, doğru planlama ve kurumlar arası iş birliği can kayıplarını ve maddi zararları azaltabilir.

Vatandaşın beklentisi, felaket yaşandıktan sonra yapılan açıklamalar değil, felaket yaşanmadan önce alınan tedbirlerdir.Her büyük yağışın ardından aynı sorunlarla karşılaşıyorsak, burada yalnızca doğanın gücünü değil, hazırlıklarımızın yeterliliğini de sorgulamalıyız. Aynı bölgeler tekrar tekrar su altında kalıyor, aynı altyapı sorunları yeniden ortaya çıkıyor ve vatandaşlar her defasında aynı mağduriyeti yaşıyorsa, alınan tedbirlerin veya alınmayan tedbirlerin sonucudur. Bu son olsun yağmuru beklemeyin gerekli olan tedbirleri yağmur yağmadan alın. Kalın sağlıcakla.