Gece,şehrin üzerine ağır ağır çökerken insan kendi içine çekilir.

Sokak lambalarının solgun ışığı kaldırımlara vurur, pencerelerin ardında hayatlar sessizce tükenir. Bir masada soğumuş çay, yarım kalmış bir cümle,ekrana bakıp duran iki göz…
Her şey yerli yerindedir de insanın içindeki bir şey eksiktir.

Bir insanın yokluğu bazen bütün bir şehrin kalabalığından daha gürültülüdür.

Özlemek böyledir işte.Gidenin ardından kapıyı kapatırsın ama zihninde onun için açık bıraktığın pencereyi kapatamazsın. Kendine kızarsın, unutmaya çalışırsın,hatta bir daha adını anmamaya yemin edersin.Sonra gece yarısı,hiç kimsenin duymadığı bir sessizlikte,kalbin sana bütün yeminlerini unutturur.

İnsan neden böyledir? Kendisine acı veren bir hatırayı neden bir hazine gibi saklar?

Belki de sevdiğimiz insanlarda yalnızca onları değil, kendimizin hiç kimseye gösteremediğimiz taraflarını da severiz.
Yanlarında korkularımızı saklamak zorunda kalmadığımız, susarken bile anlaşıldığımız o eski hâlimizi…

Sonra ayrılık gelir. İnsan,bir başkasını kaybettiğini sanırken kendi içindeki huzuru da kaybeder.

En acısı da budur: Hayat devam eder. Sabah olur, insanlar işe gider, ekmek alınır, faturalar ödenir. Sen de gülersin, konuşursun, başkalarının dertlerini dinlersin. Kimse bilmez ki bazen en sıradan günün ortasında bile içinden bir şey kopar.Çünkü insan, acısını herkese göstermez,kimi yaralarını sessizliğin arkasına saklar.

Yine de kalp, yalnızca acı çekmek için yaratılmamıştır.

Bir gün aynı yollardan yeniden geçebiliriz.
Bir zamanlar gözlerimizi kaçırdığımız o bakışla karşılaşabilir, yıllardır içimizde taşıdığımız kelimeleri nihayet söyleyebiliriz.
Belki geçmişi değiştiremeyiz ama birbirimizi yeniden anlamayı öğrenebiliriz.

Kavuşmak,iki elin birbirine değmesinden ibaret değildir.
Bir insanın yanında kendini savunmak zorunda kalmamaktır. Korkmadan konuşmak, susarken anlaşılmak, gecenin bir saatinde başını omzuna koyup dünyanın bütün yüklerinden bir anlığına kurtulmaktır.

İnsan en çok, yanında kendisi olmaktan korkmadığı insana kavuşmak ister.

Bununla birlikte her giden dönmez.Her kapı yeniden açılmaz.Bazı vedalar,insanın hayatında kapanmayan bir sayfa olarak kalır. Olgunlaşmak, bu gerçeği kabul ederken kalbini taşlaştırmamaktır.

Ben yine de umuda inanıyorum.

Belki bir akşamüstü, gökyüzü kurşuni bir renge bürünmüşken, beklemediğimiz bir anda karşılaşacağız. Yüzümüzde yılların yorgunluğu, gözlerimizde anlatamadığımız onca şey olacak. Birbirimize bakacağız; geçmişin bütün hesabını bir kenara bırakıp yalnızca orada olduğumuzu anlayacağız.

Sonra belki tek bir cümle söyleyeceğiz:

“Seni özledim.”

İki kelime...
İçinde koca bir ömür taşıyan iki kelime.

Çünkü insan bazen binlerce cümle kurar da asıl söylemek istediğini söyleyemez. Gururunu korurken mutluluğunu kaybeder,haklı çıkmaya çalışırken sevdiği insandan uzaklaşır.Sonra yıllar geçer ve anlar ki bazı tartışmalar unutulur, bazı haklılıklar anlamını yitirir;fakat zamanında söylenmeyen sevgi insanın içinde yaşamaya devam eder.

Ömür kısa...
İnsan sevdiğine kavuşmayı beklerken bazen kendisine ayrılan zamanı tüketiyor.

Dilerim hiçbirimiz, bir gün dönüp baktığımızda yaşayabileceğimiz bir mutluluğun önünden gururumuzla geçip gitmiş olmayız.

Çünkü hayatın sonunda insanın aradığı şey ne kalabalıklar ne de alkışlardır.

İnsan, bütün dünyanın kendisine sırtını döndüğü bir gecede bile elini bırakmayacak birini ister.

Belki de gerçek kavuşma tam olarak budur. Birinin gelişini beklemek değil, geldiğinde kalbinin artık korkmadan dinlenebilmesi…

Murat İLERİ