İnsan bazen bir serçenin kanadında saklar özgürlüğünü, bazen karların altında baharı bekleyen bir kardelen olur.
Kimi zaman da kimsenin uğramadığı bir köy yolunda,bir çocuğun yüzüne bırakır dünyadan arta kalan umudunu.
Çünkü insan, yalnızca yaşadığı günlerden ibaret değildir.İçinde yarım kalmış vedalar, söylenememiş sözler,eski bir gülüşün izleri ve bir türlü dinmeyen özlemler taşır. Belki de bu yüzden en uzun yolculuk, insanın kendi kalbine yaptığı yolculuktur.
Psikoloji bize yaralarımızı saklamayı öğrettiğimiz kadar, onlarla yaşamayı da öğrendiğimizi söyler. Kimi öfkesinin arkasına gizlenir,kimi sessizliğine sığınır. Oysa insanın en büyük ihtiyacı, anlaşılmaktır. Bazen bir çift göz, yıllardır içimizde kilitli duran kapıları açmaya yeter.
Özlemek de böyledir.
Bazen bir insanı değil,onun yanındayken olduğumuz kişiyi özleriz.
Daha kolay güldüğümüz,daha çok inandığımız, dünyayı henüz bu kadar acımasız tanımadığımız günleri… Kavuşmaksa her zaman birine yeniden sarılmak değildir,kimi zaman kendimizden uzaklaştığımız yere geri dönmektir.
Bir küheylan gibi başı dik yaşamak, bir kardelen gibi karın altından güneşe uzanmak, bütün hoyratlıklara rağmen kalbini iyiliğe açık tutmak…
Asıl cesaret budur. Çünkü dünya,iyiliği her zaman ödüllendirmez. Bazen en güzel çiçekler ayaklar altında ezilir,en temiz duygular çıkar hesaplarına kurban edilir.
Yine de bir çocuğun gülüşünü çoğaltmak, karanlığa karşı yakılmış küçük ama inatçı bir ışıktır.
Ben hâlâ o ışığın peşindeyim. Cebimde biraz gökyüzü, biraz deniz,biraz da çocukların yüzünde çoğalmasını istediğim mavilikler var. Bazen kış ortasında çiçek açan bir ağaç gibi mevsimlere başkaldırıyorum. Biliyorum,umut etmek için dünyanın izin vermesini beklersek bahar hiç gelmeyecek.
Hayatın en eski sorularından biri, nasıl yaşamamız gerektiğidir.
Belki cevabı sanıldığı kadar uzak değildir: Başkasının acısını kendi rahatımızdan daha önemsiz görmeden, haksızlık karşısında susmadan,geride bir iyilik izi bırakmaya çalışarak…
Çünkü insanın gerçek büyüklüğü, ne kadar yükseldiğinde değil,kimi kaldırmak için eğildiğinde anlaşılır.
Belki bütün yollar aradığımız insanlara çıkmayacak.
Belki bazı vedalar ömrümüz boyunca içimizde kalacak. Ama yine de inanıyorum,bir gün özlem kavuşmaya, yalnızlık dostluğa, kırgınlık merhamete dönüşebilir.
Yeter ki insan, yaşadıklarının kendisinden çaldığı iyiliği yeniden bulmaktan vazgeçmesin.
Ben hâlâ baharı bekleyen o serçeyim.
Hâlâ özgürlüğe koşan küheylan, kar altında direnen kardelenim. Haksızlıklara başkaldıran, çocukların gülüşünde geleceği arayan bir yolcuyum.
Adım umut, soyadım iyilik.
En büyük özlemim ise insanın insana yeniden kavuşması.
Çünkü bazı kavuşmalar iki insanın buluşmasıyla değil, insanlığın kendi kalbine dönmesiyle başlar.
Murat İleri