Siyaset lügatının en tartışmalı ayrıcalıklarından biri olan "dokunulmazlık" kavramı, ne yazık ki ulusal meclis kürsülerinden yerel teşkilatlara ve il başkanlığı koltuklarına kadar uzanan geniş bir etki alanına sahip.

Normal şartlarda yasama faaliyetlerinin bağımsızlığını korumak amacıyla milletvekillerine tanınan bu hukuki istisna, bugün Zonguldak siyasetinde bir il başkanının koltuğunu korumak için sırtına geçirdiği siyasi bir kalkana dönüştürülmüş durumdadır.
​Yaşanan sürecin özü oldukça net: Yeni Parti'nin 18 Ekim’de gerçekleştirilen ön seçiminde, mevcut kurucu il başkanı Devrim Dural ile rakibi Turan Oral karşı karşıya geldi. Az bir oy farkıyla sonuçlanan bu yarışın ardından Devrim Dural, siyasetin doğasına aykırı bir parti içi kuralın arkasına sığındı. Adına ister "dokunulmazlık zırhı" deyin ister "tek adaylık garantisi", uygulanan bu yöntem siyasi etik ve demokratik yarış ruhuyla bağdaşmamaktadır. Mevcut mekanizmaya göre, ön seçimden zaferle çıkan aday asıl kongrenin tek adayı konumuna gelmekte ve karşısına başka bir adayın çıkması tüzük eliyle engellenmektedir. Bu durum, parti mekanizmasının üyelerin ve delegelerin özgür iradesiyle yarışmasını engellemek için kendi elleriyle ördüğü kalın bir barikat niteliğindedir.

​Senaryosu Önceden Yazılmış Kongreler ve Halk İradesi

​Dedeman Otel’de gerçekleştirilevek kongre, gerçek anlamda demokratik bir yarışın sahnesi olmaktan ziyade, son perdesi önceden yazılmış bir tiyatroyu andırmaktadır. Karşısında hiçbir rakibin bulunmadığı, delegelerin yalnızca el sıkışıp dağılacağı bir kongrenin neresinde halkın ve tabanın iradesi aranabilir? Bu sorunun yanıtı oldukça basittir: Hiçbir yerinde.

Lider Sultası Çelişkisi

Siyasette merkeziyetçi yapıları ve lider sultasını eleştiren odakların, kendi küçük kalelerinde birebir aynı sultanlık sistemini inşa etmesi en hafif tabirle siyasi bir çelişkidir.

​Tüzük Arkasına Saklanmak

Halkın iradesini tüzük maddelerinin ardına saklanarak gasp edenler unutmamalıdır ki; gerçek demokrasi kırtasiye kurallarına değil, sandıktaki özgür iradeye dayanır.

​18 Ekim’deki ön seçimde elde edilen az bir oy farkının, asıl kongrede rakip çıkmasını imkansız hale getiren bir silaha dönüştürülmesi; tabanın sesini kısmaktan ve koltuğu her ne pahasına olursa olsun garantilemekten başka bir anlam taşımamaktadır.

Her fırsatta demokrasiden bahseden yapıların yerelde tek adam mekanizmalarını yeniden üretmesi siyasi ahlakla bağdaşmamaktadır. Siyaset kurumu, tükenmez kalemle yazılmış bürokratik tüzük maddelerine değil, meydanlardaki ve sandıklardaki özgür iradenin gücüne dayanmak zorundadır.