Bir zaman sonra, yaşadığın o yürek sızın, rahatça uyumana da izin vermiyor.

Geceler sırdaşın oluyor, yıldızlar arkadaşın ve tek sırdaşın kırık dökük yaralı kalbin oluyor.

Aşk acısı nasıl bir dertmiş, insan yaşayınca anlıyor.
Ruhun can çekişiyor bedeninde, ama bunu hiç kimse görmüyor.
İçin kan ağlarken, yaşama inat gülüşlerin seni de, kandırmıyor, bir başkasına da...
"İyi değilim, kalbim sızlıyor " diye, haykırmak istiyorsun ama, kelimeler düğümleniyor boğazında.
Birer birer dökmek istiyorsun içinde biriktirdiğin kederlerini, ama mecburen susuyorsun.
Çünkü, senin gözyaşların, senin acıların, senin kırık döküp umutların meze olacak, seni görmezden gelen etrafındaki insan kılıklı yaratıklara.
Sonra bir dost eli bulacaksın belki, sımsıkı yaralarını saran.
İşte bu ihtimal var ya, çok çok uzak!...
Dost mu kaldı, yaralarını saracak?
Bir kardeş türküsü var ya, hani ılık ılık içimizi ısıtan, bir süre sonra benliğini orada bulacaksın.
Sana nasılsın diye soracaklar, iyiyim kelimesi dökülecek dudaklarından usulca.
Oysa, nasılsın sorusunun samimiyetsizliği ile iyiyim cevabının yalanı arasında sıkışıp kalacaksın.
Bu yüzden,yemin edercesine, susup kalacaksın, ama kafanın içindeki haykırışlar seni tüketmeye başlayacak.
Artık, hiçbir şey iyi gelmeyecek iyileştirmeye.
Çünkü, bu çıkmazdan kurtulmanın tek yolu aşk ile kendinden geçmek.
Sonra,masmavi bir gökyüzünün sonsuzluğuna doğru yol olacak ruhun.
Unutmayı değil, alışmayı öğrenecek yüreğin.
İşte o zaman kendini bulacaksın.