İnsan en çok, kimseye göstermediği yerden yaralanır. Çünkü herkes bedenini saklar da, ruhunu saklayamaz.

Birine gerçekten yaklaşmaksadece elini tutmak,sesini duymak ya da aynı sofraya oturmak değildir.Asıl yakınlık, insanın yıllardır içinde kilitli tuttuğu o karanlık odaların anahtarını bir başkasına teslim etmesidir.
Çağımız insanı güçlü görünmeyi marifet sanıyor. Herkes temkinli, herkes mesafeli. Kalpler yüksek duvarların ardında yaşıyor artık.
Kimse kimseye tam güvenmiyor.Çünkü modern hayat bize önce korunmayı öğretiyor,sevmeyi değil.O yüzden bugün insanlar yalnızlıktan şikâyet etse de,kimse o yalnızlığı bitirecek cesareti göstermiyor.
Çünkü sevmek cesaret ister.
Bir insanı tüm ruhunla sevdiğinde, sadece ona yer açmazsın hayatında.Aynı zamanda kendini onun insafına bırakırsın.İşte insanı korkutan da budur. Sevgi biraz teslim olmaktır.Kontrolü kaybetmektir.
Güçlü görünme oyununu bırakıp içindeki çocuğu ortaya çıkarmaktır.
İnsan en savunmasız hâline âşık olur bazen.
Gece vakti sustuğunda aklına düşen biri varsa, mesele artık mantığın sınırını aşmıştır.Çünkü akıl korunmak ister,kalp ise ait olmak.Akıl hesap yapar,kalp kendini ateşe atar. Belki bu yüzden insanın içindeki en büyük kavga,sevip sevmemek arasında değil,korkuylı teslimiyet arasındadır.
Bazı insanlar yaşadıkları hayal kırıklıklarından sonra ruhlarına demir kapılar örer. Kimse girmesin, kimse dağıtmasın diye.Fakat insan kendini korudukça yalnızlaşır. Yalnızlaştıkça da zamanla hissetmemeye başlar.Acıyı azaltmak için kurulan o duvarlar, bir süre sonra sevgiyi de dışarıda bırakır.
Oysa insan biraz da yaralandığı yerden büyür.
Eski bir roman kahramanı gibi düşünün…
Yağmurlu bir İstanbul gecesinde, elinde sigarasıyla yürüyen yorgun bir adam.Hayatı boyunca herkese güçlü görünmüş ama bir kadının gözlerine bakınca içindeki bütün savunma çökmüş. Çünkü bazı bakışlar insanın yıllardır sakladığı acıları ortaya çıkarır.Bazı insanlar,ruhumuzun en gizli yerine dokunur.İşte o anda insan anlar,sevmek mutlu olmaktan önce,gerçek olmaktır.
Hiç kimse sevdiğinde tamamen güvende kalamaz.Sevginin doğasında risk vardır.İhanet ihtimali vardır,terk edilme korkusu vardır, özlem vardır.
Fakat bütün bunlara rağmen insan yine de sever.Çünkü ruh dediğimiz şey, yalnızca korunarak yaşayamaz.Bir kalp hiç incinmediyse, büyük ihtimalle hiç gerçekten sevmemiştir.
Belki de insanın hayattaki en büyük çelişkisi budur. Kırılacağını bile bile bir başkasına kalbini emanet etmek…
Ama zaten insanı insan yapan da budur.Taştan duvarlar değil, çatlaklarından ışık sızan o yorgun kalp…

Murat İLERİ