Ben bu hayatın kavgasının içinden geldim. Bozkırın sert ikliminden,son abdalların türküsünden, sokakların acımasız terbiyesinden geçerek büyüdüm.

Neşet’in bozlaklarında insanın hem yarasını hem isyanını dinledik biz.
Hayat beni uslu büyütmedi.
Erken öğretti direnmenin ne demek olduğunu.
Bazen ekmek için, bazen onur için, bazen de sırf insan kalabilmek için kavga verdim.
Düştüm mü?
Düştüm.
Hem de öyle bir düştüm ki insan bazı geceler kendi gölgesine bile yabancılaşıyor.
Demir kapıların ardında kaldım.
Duvarlara uzun uzun sustum.
Ama orada bir şey fark ettim.
İnsan,elinden her şey alınsa bile düşünmeyi bırakamıyor.
Cezaevi bana yenilmeyi öğretmedi.
Tam tersine…
Kimin gerçekten adam olduğunu gösterdi.
Kimin üç kuruşluk çıkar için sırt döndüğünü,kimin bir selamı bile ekmek gibi bölüştüğünü orada gördüm.
Ben o karanlıkta kitaplara sarıldım kardeşim.
Her sayfada başka bir memleket yarası vardı.
Bir maden işçisinin alnındaki ter,bir annenin mutfakta büyüttüğü sessiz çığlık,sokaklarda kaybolan gençlerin öfkesi…
Anladım ki bu ülkede en büyük yalnızlık,derdini anlatamayan insanların kalabalığıymış.
Şimdi daha gür konuşuyorum.
Çünkü sustukça büyüyor kötülük.
İnsan bazen bir tek cümleyle bile başka bir insanın omzundaki yükü hafifletebilir.
Ben artık yaralarımdan utanmıyorum.
Çünkü her yara, hayata karşı verilmiş bir mücadelenin izidir.
Küllerinden doğmak lafla olmuyor kardeşim.
İnsan önce yanıyor.
Hem de içten içe…
Sonra bir sabah kalkıp aynaya bakıyor ve diyor ki:
“Daha bitmedim.”
Bugün hâlâ ayaktaysam,bu biraz inadın,biraz bozkırın,biraz da memleket sevdasının eseridir.
Çünkü ben bu halkın derdiyle dertlenmeden yaşayamadım.
Bir işçinin hakkı yenince içim sızladı.
Bir garibanın sesi duyulmayınca öfkelendim.
Kalem tutuyorsam sadece yazmak için değil,bazen bir vicdanın kapısını çalabilmek için tutuyorum.
Hayat bana şunu öğretti.
İnsanı büyüten şey makam değil,ayağa kalkma cesaretidir.
Ben hâlâ buradayım.
Bir anka kuşu gibi…
Yandım ama kül olmadım.
Tam tersine,ateşin içinden geçe geçe daha da sertleştim.
Çünkü bazı adamları hayat yıkamaz.
Sadece yeniden yoğurur.

Murat İLERİ