Bazı gidişler yenilgi değildir. İnsan her zaman isteyerek bırakmaz bazı şeyleri.
Kimi zaman hayat, insanın avuçlarına öyle ağır suskunluklar bırakır ki,tutmaya çalıştığı ne varsa birer birer kayar elinden.
Sonra herkes giderken değil, kalmaya gücü kalmadığında kaybeder insan.
En büyük yorgunluk, anlatamadığın savaşlardır.
Kimsenin görmediği gecelerde omzuna çöken düşünceler, içinden sessizce geçen kırgınlıklar, “dayan” denildikçe biraz daha içine gömülen acılar…
İnsan bazen bir kapıyı kapatmaz aslında.
O kapının önünde uzun süre bekler.
Bir ses gelir mi diye…
Bir el uzanır mı diye…
Bir umut yeniden filiz verir mi diye…
Gelmez.
İşte o an vazgeçmek değil bu.
Sadece kalbin, daha fazla kanamamak için kendini hayattan korumaya çalışmasıdır.
Çünkü insanın ruhu da bir yere kadar direnebilir.
Her yara görünmez.
Bazı acılar vardır; ne mezarı olur ne de matem günü.
İnsan onları gülüşünün arkasında taşır.
Kalabalıkların içinde bile biraz eksik, biraz yarım yürür.
Hayat çoğu zaman adil davranmaz.
Bazı insanlar mücadele ederken suçlu ilan edilir, bazıları susarken haklı sayılır.
Oysa insanın en büyük mahkemesi geceleri kendi vicdanıyla baş başa kaldığı anlardır.
Eğer bir insan hâlâ merhametini kaybetmediyse, hâlâ içindeki iyiliği koruyabiliyorsa, dünya ona ne söylerse söylesin tamamen yenilmiş değildir.
Çünkü bazen insanın kendini affetmesi, dünyayı affetmesinden daha zordur.
İnsan geçmişe dönüp baktığında en çok şunu öğreniyor:
Her kayıp eksiltmez.
Bazı vedalar, insanın sırtına yıllarca yüklenen görünmez ağırlıkları indirir.
Bazı susuşlar, bağıra bağıra anlatılan cümlelerden daha derindir.
Bazı ayrılıklar ise ruhun yeniden nefes alabilmesi için gereklidir.
Belki de olgunluk budur.
Her şeyi düzeltemeyeceğini kabul etmek…
Herkesi yanında tutamayacağını anlamak…
Bazı hikâyelerin yarım kalmasının da hayatın gerçeği olduğunu öğrenmek…
Çünkü insan bazen mutlu olduğu için değil, hayatta kalabilmek için gider.
Murat İLERİ