27 yıldır aynı hikâye anlatılıyor... “Zonguldak için mücadele ettik…”
Peki gerçekten öyle mi Ali Rıza Tığ?
Gazetecilik,insanları manşetlerle hizaya sokma işi değildir. Gazetecilik,kalemi tehdit gibi kullanma sanatı hiç değildir. Bir gazetecinin en büyük sermayesi güvenilirliğidir.
Eğer bir isim yıllardır “iftira”, “bel altı yayın”, “itibarsızlaştırma”, “şantaj kokan haberler” ve mahkeme koridorlarıyla anılıyorsa,dönüp aynaya bakması gerekir.
Ben yaklaşık 20 yıldır Zonguldak yerel medyasında yazıyorum.Bu mesleğin raconunu; rahmetli Harun Ersoy’dan,Erhan Çakmak’tan, Hasan Ataman gibi duayenlerden öğrendim.Onlar bize önce ahlakı öğretti. Kalemin namus olduğunu öğretti. İnsanın şerefine saldırmanın gazetecilik olmadığını öğretti.
Bugün dönüp bakıyoruz…
Ali Rıza Tığ çıkmış “Pusulamız hep Zonguldak’ı gösterdi” diyor. Hayır…
Bir gazetecinin pusulası önce vicdanı göstermelidir. Vicdanını kaybeden bir kalem,yönünü değil yalnızca itibarını kaybeder.
Zonguldak’ta herkes bilir.Kim haber yapar?Kim hedef seçer?Kim eleştirir? Kim itibarsızlaştırır?
Gazetecilik kisvesi altında insanları itibarsızlaştırmayı marifet sayan anlayış,bu şehre katkı değil zarar vermiştir.Çünkü korkuyla kurulan medya düzeni uzun ömürlü olsa bile saygın olmaz.
Bir şehirde insanlar bir gazeteciyi yaptığı haberlerle değil,ettiği hakaretlerle,açtığı kavgalarla,yediği dayaklarla ve bitmeyen polemikleriyle hatırlıyorsa orada durup düşünmek gerekir.Basın emekçisi olmak başka şeydir,kaos üretmek başka şey.
Zonguldak sahipsiz değildir.Bu şehirde hâlâ onurlu gazetecilik yapan insanlar var.
Hâlâ haberi namus bilen kalemler var. Hâlâ bir insanın haysiyetini manşetten daha değerli görenler var.
Gazetecilik, bağırmak değil anlatmaktır.Tehdit etmek değil sorgulamaktır.İtibar suikastı yapmak değil gerçeğin peşinden gitmektir.
Bazıları yıllarca “Pusula” olduğunu söyledi.Ama pusula şaştığında gemi ol limana değil,lağıma gider.
Yani,belki de hak ettiği yere...
Murat İLERİ