İnsan bazen birini değil,kendi kurduğu yarını uğurlar.

Bir yüzü değil,o yüze yüklediği anlamı kaybeder.
An gelir,kalbin en tenha yerinde büyüttüğü o inanç yorulur.
Ne gürültü koparır, ne de kapı çarpar… Sadece susar.
Beklemek dediğin, çoğu zaman birine değil,
kendi yazdığın hikâyeye sadık kalmaktır.
O hikâyede kimse yarı yolda bırakmaz,
hiçbir söz eksik kalmaz,hiçbir bakış yalan söylemez.
Gerçek ise o metni hiç okumamış gibi geçer yanından.
Ben hayatımın hiçbir döneminde umudumu yitirmedim.
Yaşamla kavga ederek değil,onunla yürüyerek öğrendim direnmeyi.
Karşıma çıkan her yüz,bana insanın ne olabileceğini değil,
neye dönüşebileceğini gösterdi.
Kötü niyetin en çok korkudan beslendiğini,
iki yüzlülüğün cesaretsizliğin en konforlu kılığı olduğunu gördüm.
Bedel ödedim.
Susarak,geri çekilerek,bazen de içimden bir parçayı toprağa vererek.
Ama her kayıp, insana kendini anlatan başka bir dil kazandırır.
Çünkü insan en çok, içindeki ses azaldığında duyar gerçeği.
Anladım ki hiç kimseyi değiştiremezsin.
Bir insan,ancak kendi karanlığıyla yüzleştiği kadar aydınlanır.
Sen ne kadar doğru kalırsan kal,
karşındaki hazır değilse hakikat ona ağır gelir.
İnanç yorulduğunda, insan birini terk etmez.
Kendi içindeki o saf, o inanan tarafı uğurlar.
“Belki” kelimesi dilinden düşer,
“keşke” artık teselli etmez.
Çünkü insan, ihtimallerle değil, gerçeklerle yaşamayı öğrenir.
Bugün bulunduğum yer tam da burası.
İnancın yorulduğu yerdeyim.
Ne kırgınım ne de öfkeli…
Sadece gerçeğin soğuk yüzünü tanıyacak kadar sakinim.
Yine de umut var.
Çünkü umut,birine bağlandığında tükenir,
ama insanın kendine tuttuğu bir ışıksa,sönmez.
Şimdi şu gerçeği çok iyi biliyorum.
Bazı vedalar sessiz olur.
Dışarıdan bakıldığında hiçbir şey değişmemiş gibi durur.
Oysa içeride,bir ömür sürecek bir eksiklik yerini çoktan almıştır.
İnsan o günden sonra kimse tarafından terk edilmese bile,
kendi içinde herkesi çoktan uğurlamıştır.

Murat İLERİ