Ölümün soğuk yüzü böyle bir şey. Sessizce yaklaşır, adını koymana izin vermez.

Soğuk bir sessizlik çörekleniyor içime bu aralar.
Geçmeyen bir öksürük yoruyor bedenimi.
Hayat,insana hiç beklemediği yerlerden dokunuyor bazen.
İçimde uzun zamandır susmayan bir özlem var.
Adını her koyduğumda başka bir yüzle karşıma çıkıyor.
Bazen geçmişin küf kokulu odalarında bekliyor,bazen geleceğin kilitli kapısında.
Bu özlem yalnızca bir kişiye değil.
Bir zamana,bir ihtimale,insanın kendini tamam sandığı o kısa ana.
Hiç yaşanmamış bir mutluluğun can acıtan gölgesi gibi duruyor içimde.
Yolumu kaybettiğimi söyleyemem.
Sadece gecikmiş bir kavuşmanın tam ortasındayım.
İnsan ne aradığını bilmeden de yürür.
Kalp,akıldan önce varacağı yeri bilir.
Çocukken yoksulluğu tanıdım.
Nemli duvarların sessiz direncini öğrendim.
Soğukla yaşamayı, açlığa susmayı bildim.
Ama en ağır olanı hasretti.
İnsanı ayakta tutan da,yere yığan da oydu.
Şimdi daha net görüyorum.
Bu özlem tesadüf değil.
Bir kavuşmanın sert ama dürüst habercisi gibi duruyor içimde.
Cesaret korkusuzluk değildir.
Dizlerin titrerken yürümeye devam etmektir.
Direnmek, vazgeçmenin daha kolay olduğu anlarda hayata kafa tutmaktır.
Kavuşmak ise yolun sonunda birine değil, kendine ulaşabilmektir.
Şimdi yazacağım bu dizeler,
karanlıkla edilen sert bir hesaplaşmadan arta kalanlardır.
İnsanın içini acıtarak yoklar,ayrılıklar.
Ayağa kalkmak hâlâ mümkün mü?
En çok da onu hatırlatır.
İçimde daralan bir çember var geceler boyu,
Sesin yüreğime düşer, gizli bir gözyaşı gibi.
Duam yolda yorulur göğe çıkarken.
Zaman yüzüme kapanmış ağır bir kapı gibi,
İnsan kendine çarpar bazen,çıkış sandığı yerlerde.
Ama diz çökmem bu karanlığın karşısında.
Bir kıvılcım yeter bana,küllerimden yeniden doğarım.
Kavuşmak,sabrın bedelidir bu uzun yürüyüşte.
Direnmek kaderimdir.
Yine de cesaretle bitiririm bu iki yüzlü kavgayı.

Murat İLERİ