İnsan bir noktadan sonra dönüp ardına bakıyor.

O an fark ediyor ki yıllarca omuzladığı yüklerin çoğu kader değil,kendi yanlış anlamalarıymış. Hayat,dışarıdan bakınca başkasının suçu gibi duruyor ama içe doğru yürüdükçe payına düşen sorumluluk büyüyor.
Gençlikte iyilik safça sanılır. Güvenmek erdem değil de zayıflık gibi öğretilir.
Oysa insanı en çok yaralayan şey kötülük değil,iyiliğin yanlış ellerde harcanmasıdır. Dostluk diye sarıldığımız bağların bazısı sessiz bir pazarlıkmış. Kardeşlik diye bildiklerimiz,çıkarın gölgesi düşünce dağılmış.
Satılan şey aslında insanlar değil, vicdanmış.
Hiç uğruna verilen emek,hiç uğruna susulan söz, hiç uğruna bozulan iç huzur…
İnsan,yok yere yoksullaşıyor. Elindekini değil, kendini kaybediyor. Makam geçiyor, menfaat bitiyor, kalabalıklar dağılıyor.
Geride kalan, geceyle baş başa kalan bir bilinç oluyor.
Bir zamanlar her derdi kalıcı sanmıştım.
Sanki bu acı geçerse ben de yok olacaktım.
Geceler uzun, düşünceler ağırdı. Şimdi bakıyorum; dertler gitmiş.
İnsan kalmış.
Hasar dediğim şey ise bedenimde değil,ruhumda bir hatıra gibi duruyor. Demek ki acı, geçiyor ama öğrettiği kalıyor.
Büyüklerin sözüne sığınıp kendi iç sesimi susturduğum zamanlar olmuş. Aklı kalabalığa emanet etmek kolaydı.
Yanlışları yüzlere vurmak yerine içimde biriktirdim. Meğer insan, başkasını korumak isterken kendini yavaş yavaş tüketirmiş.
Tasavvuf der ki, insanın en uzun yolculuğu kendine olandır.
Ben o yola geç çıktım.
Çok oyalandım.
Çok yanıldım. Nefsimi akladım, kalbimi ihmal ettim. Şimdi anlıyorum; imtihan başkalarıyla değil,insanın kendi içindeki karanlıkla yapılıyormuş.
Dostoyevski’nin karanlığında dolaşan adamlar gibi,ben de içimdeki çelişkilerle boğuştum.
Hem masum olmak istedim hem güçlü. Hem sevilmek istedim hem yalnız kalmaktan korktum. İnsan bazen iyiliğini bile gururla yapıyor. Orada kirleniyor işte.
Meğer çoğu şey bomboş bir koşuşturmaymış. Kazandık sandıklarımız, ruhumuzdan eksilttiklerimizmiş. Kaybettiklerimiz ise bize kalanlarmış. Saflık dediğim şey, hâlâ içimde direniyorsa;bütün yenilgiler onun içindi belki.
Her yaşanan bir ders.Ders acıysa unutulmuyor.
İnsan,düştüğü yerden değil; düştüğünü inkâr ettiği yerden kalkamıyor.
Kabul edince hafifliyor.
Teslim olunca güçleniyor.
Bugün geriye dönüp bakınca gülüyorum. Alayla değil, merhametle... Çünkü anlıyorum ki; o günkü hâlim de bendim,bugünkü hâlim de.
Aradaki fark,artık her şeye tutunmamayı öğrenmiş olmam.
Hayat hâlâ ağır. İnsan hâlâ güvenilmez.
Dünya hâlâ adaletsiz.Ama içimde bir sessizlik var.Her şey geçiyor bilgisi değil bu.
Her şey bana uğrayıp gidiyor idraki.
İnsan kendine geç kalmamalıymış.
Geç kalınca bedeli ağır oluyor ama ders yine de veriliyor. Çünkü bazı uyanışlar,ancak çok yorulunca mümkün oluyor.

Murat İLERİ