Çaycuma Meslek Yüksekokulu, bulunduğu bölgenin ihtiyaçlarını merkeze alan, uygulamalı eğitimi önceleyen yapısıyla her geçen yıl daha güçlü adımlar atıyor.

Burada eğitim yalnızca sınıfla sınırlı değil; hayatın, üretimin ve emeğin tam ortasında duruyor.

Uygulama ağırlıklı eğitim modeli sayesinde öğrenciler mezun olmadan iş sahasını tanıyor, teoriyi pratikle buluşturuyor. Gıda, Tarım, Laboratuvar ve teknik alanlardaki programlar; bölge ekonomisine doğrudan katkı sağlayacak nitelikli insan gücü yetiştiriyor. Bu bir vaat değil, sahada karşılığı olan bir gerçek.

Öğrenciler laboratuvar çalışmaları ve saha uygulamalarıyla mesleki yeterlilik kazanıyor; bu da mezuniyet sonrası istihdam şansını ciddi biçimde artırıyor. Akademik kadro ise alanında yetkin, öğrenciyle birebir ilgilenebilen bir anlayışa sahip. Eğitimsel refleksler yerinde, değerlendirmeler ölçülü ve yol gösterici. Bu yaklaşım da doğal olarak eğitim kalitesini yukarı taşıyor.
Çaycuma MYO’nun farkı sadece dersliklerinde değil, kampüs ruhunda saklı. Kampüs, aile kavramı içinde tasarlanmış bir yapıya sahip. Sosyal yaşamdan günlük ihtiyaçlara kadar her detay düşünülmüş. Okulda her zaman bir çalışma enerjisi, bir hareketlilik var. Bu dinamizm sadece kampüs sınırlarında kalmıyor; bulunduğu yere, hatta tüm kente yayılan bir katma değere dönüşüyor.

Öğrenci–akademisyen ilişkileri ise takdire şayan. Bu okulda öğrencilerin değerlendirmeleri “pişmanlık” üzerinden değil, memnuniyet ve kazanım üzerinden şekilleniyor. Özellikle Gıda Bölümü… Eğitim ve öğrencinin yetiştirilmesi konusunda başarısı tartışmaya açık değil. Bir ya da iki kişiyle sınırlı olmayan, bir arada çalışan eğitim neferleri var. Her biri kendi alanında bu memleket için büyük bir nimet.

Bu noktada Deniz Hanım’dan ayrıca söz etmemek olmaz. Öğrencilere karşı gösterdiği hassasiyet ve özveri, tartışma konusu dahi edilemez. Sanki bir anneyle evladı arasındaki bağ gibi… Bu samimiyeti, tüm öğrencilere kurduğu iletişimde net biçimde görebilirsiniz.

Kampüs aynı zamanda çevre bilinciyle de örnek. Kendi üretimleriyle ciddi bir geri dönüşüm sirkülasyonu sağlanıyor. Çöp yığınları olmayan bir kampüs görmek herkese nasip olmaz. Yüzlerce ağacın yaprakları rüzgârla savrulup birikmiyor; anında toplanıyor, temizleniyor. Tuvaletlerde her zaman sabun ve havlu var; bu bile başlı başına bir kalite göstergesi.
Son dönemde kampüs adeta bir anda inşaat ve vizyon hamlesiyle farklı bir havaya girdi. Çıtayı yükseltme konusunda gözünün zirvede olduğu açık. Gıda Bölümü’nün tüm okulun ısıtma sorununa çözüm sağlaması ise bu sürecin en somut örneklerinden biri. Yıldızına bir yıldız daha ekledi, desek yeridir.

Peki bu değerlendirmeyi kim yapıyor? Dışarıdan bir gözlemci mi?
Hayır.
Bu satırlar; o sıralarda oturmuş, o kampüsün yağmurunu da karını da görmüş, öğrencilik hâlini içinde yaşamış birinin kaleminden dökülüyor. Yaşamadan yazanlardan değil, içeriden görüp yaşayanlardan birinin notları bunlar.