Onur Yaser Can olayı, 2010 yılında İstanbul’da gözaltına alınan 28 yaşındaki mimar Onur Yaser Can’ın ölümünün ardından başlayan uzun yargı sürecini kapsamaktadır. Can, Haziran 2010’da uyuşturucu madde satın aldığı iddiasıyla İstanbul Narkotik Şube Müdürlüğü’nde gözaltına alınmış, daha sonra serbest bırakılmıştır. İki kez daha şubeye çağrılan Can, 23 Haziran 2010’da yaşadığı binanın üçüncü katından atlamış ve 24 Haziran’da hastanede hayatını kaybetmiştir.
Onur Yaser Can’ın ölümünün ardından ailesi, gözaltı sürecinde berbat muamele ve çıplak arama yapıldığı savlarını gündeme taşımıştır. Can’ın ölümünden sonra annesi Hatice Can tarafından bulunduğu bildirilen notta, Narkotik Şube’de yaşadığını söylediği muameleye ilişkin ifadeler mekan almaktadır. Dosya yıllar boyunca ayrı soruşturma ve davalara mesele olmuş, polislerin işlemler sırasında düzenlediği belgeler de yargılamanın hayati başlıklarından biri haline gelmiştir.
Onur Yaser Can Olayı Nedir? Ne Oldu?

Onur Yaser Can’ın yaşadığı seyir 2 Haziran 2010’da başlamaktadır. İfadesinin alınmasının ardından serbest bırakılmıştır. Can, İstanbul’da uyuşturucu madde satın aldığı iddiasıyla gözaltına alınmıştır. İki gün sonra tutanaklarda eksiklik bulunduğu gerekçesiyle modernden emniyete çağrıldığı aktarılmaktadır.
Can’ın üçüncü kez Narkotik Şube’ye çağrılması 23 Haziran 2010 tarihinde gerçekleşmiştir. Avrupa Birey Hakları Mahkemesi kararında mahal saha bilgilere göre Can, aynı gün saat 22.15 sıralarında bulunduğu binanın üçüncü katından atlamıştır. Yaklaşık 40 dakika sonra ambulans gelmiş, hastaneye kaldırılan Can ameliyat sırasında 24 Haziran günü saat 02.00 sıralarında yaşamını yitirmiştir.
Can’ın ölümünün ardından olayın gerekçeleri konusunda soruşturma başlatılmıştır. Ailesi ise ölümün öncesindeki gözaltı sürecinde olumsuz muamele gördüğünü ileri sürmüştür. Tezler arasında çıplak arama ve fiziksel vasat muamele bulunduğu kayıtlara önceki dönemdir.
İlk soruşturma aşamasında işkence ve berbat muamele tezleri bakımından kovuşturmaya konum olmadığı kararı verilmiştir. Buna karşılık polislerin düzenlediği resmi belgelerle ilgili ayrı yargı süreci yürütülmüştür. Avrupa Kişi Hakları Mahkemesi’nin 2021 tarihli Can ve Diğerleri/Türkiye kararında da olayın soruşturma süreci ayrıntılı şekilde konum almaktadır.
Yıllar sonra dosyada taze yargılama süreci başlamıştır. 2023 yılında iki polis hakkında altı yıl beş ay hapis cezası verilmiş, iki polis hakkında ise takipsizlik kararı uygulanmıştır. Dört polis memuru ile bilirkişi hakkında yürütülen davada suçlama, resmi belgelerin bozulması, yok edilmesi veya gizlenmesi kapsamında değerlendirilmiştir. Gerekçeli kararda işkence suçlamasının değerlendirilmemesi aile tarafından eleştirilmiştir.
Dosya 2026 yılında da mahkemelerin gündeminde kalmıştır. 27 Şubat 2026 tarihli duruşmada güncelden karar verilmemiş ve duruşma 10 Nisan 2026 tarihine ertelenmiştir. 10 Nisan’da tazeden görülen davada dört polis memurunun resmi belgeyi tahrip etme suçundan altışar yıl hapis cezasına çarptırıldığı bildirilmiştir.
Onur Yaser Can dosyasında ölümün ardından ortaya çıkan berbat muamele öne sürüşleri ile resmi belge soruşturması birbirinden ayrı hukuki seyirler olarak ilerlemektedir. Can’ın ölümünden önce emniyette yaşadığı öne sürülen olayların hukuki değerlendirmesi yıllar boyunca tartışma konusu olmuştur. 2010 yılında başlayan dosya, 2026 itibarıyla çeşitli mahkeme kararları ve güncelden yargılama süreçleriyle devam etmektedir.





