Belki de insanın en büyük yanılgısı inanmaktır.
Gidenin döneceğine, susanın konuşacağına, gecenin sabaha mutlaka varacağına inanmak...
Tek suçumuz buydu belki.
İnanmak.
Çünkü insan en çok,inandığı yerden kırılır.
Gece çöktüğünde herkes kendi sessizliğine çekilir. Ben de öyle yapıyorum.
Uyku firarda.
Gözler yorgun.
Yürek zemheri.
İnsanın kendisiyle hesaplaştığı saatler bunlar. Geçmişi kurcalıyor, yarım kalmış cümleleri yeniden okuyorum.
“Ben nerede kaybettim?” diye soruyorum.
Cevap gelmiyor.
Bazı soruların cevabı dilde değil, insanın en derin yarasında saklı.
Aşk biraz da budur zaten.
Kavuşamamak...
Yine de sevmekten vazgeçememek.
Bir ismi gecenin en sessiz yerinde hâlâ yüreğinde taşıyabilmek.
Vuslata beş kala gelen vedalar vardır.
En ağır olanı da budur.
Tam umut kapıyı çalmışken hayat, önüne ayrılığı koyar.
Eylül biter.
Ekim başlar.
Sarı yapraklar düşer.
İnsan anlar ki bazı vedalar yalnızca insanlara ait değildir.Mevsimler de vedayı bilir.
Belki her sonbahar bize aynı şeyi söyler:
Hiçbir şey sonsuza kadar kalmaz.
Ne yaprak dalında...
Ne güneş gökyüzünde...
Ne de insan, sevdiğinin yanında.
Yine de bazı insanlar giderken bile içimizden çıkmaz.
Özlem kalır.
Hatıra kalır.
Bir de gecenin koynunda usulca yazılan şiirler...
Benim payıma bu gece o düştü.
Biraz aşk...
Biraz hüzün...
Biraz memleket kokusu...
Biraz da sen.
Vuslata beş kala kaybettiğim o güzel ihtimal...
Hâlâ içimde yaşıyor.
Murat İLERİ